BORNOVA’NIN İLK TÜRK KULÜBÜ : BORNOVA GENÇLER BİRLİĞİ

 

Kars Mektebi

Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda Bornova’da Türklerin faaliyetleri hakkında futbol özelinde çok fazla çalışma yapılmadığı aşikardır. Bende Karşıyakalı bir sporsever araştırmacı olarak, resmi ikametimin bulunduğu Bornova’yı ve Bornova’da Türk sporunun gelişimini araştırmak için kolları sıvadım.

Aslında bilinen ve çeşitli akademik çalışmalara konu olmuş(Hasan Mert; Sosyal,Ekonomik ve Kültürel Yönleriyle Bornova – Doktora Tezi) Bornova Gençler Birliği kulübünün; kuruluşu, kurucuları, forma rengi, ilk kadrosu ve ilk galibiyeti  gibi önemli bilgileri aktarmak ve netleştirmek için bu çalışmayı gerçekleştirdim.

Bildiğiniz üzere İzmir’de kurulan ilk Türk kulüpleri, 1910’ların başında Karşıyaka ve Altay kulüpleri ile İttihatçılar tarafından kurulan İdman Yurdu kulübünün de aynı yıllarda faaliyette bulunduklarını daha önceki makalelerimde aktarmıştım.

Spor severlerin bildiği üzere, Bornova’da bulunan İngiliz kulübü 19. Yüzyılın sonlarından itibaren faaliyetlerini sürdürmektedir. Ancak bir Türk kulübü ilk kez İzmir’in işgalden kurtuluşu sonrası 8 Ağustos 1924 tarihinde Kars Mektebi’nde bulunan Türk Ocağı himayesinde resmen teşkil edecekti.

İlk olarak 8 Ağustos 1340(1924) tarihinde “Umum Spor Kulüplerine” başlıklı gazete ilanı ile İzmir ve Karşıyaka spor kulüplerinin temsilcilerini davet eden Bornova İdman Ocağı’nın resmi açılışı yapılmıştı. İzmir’den ve Bornova’dan tren saatleri ilgili bilgi ilanda aktarılmış, İzmir spor cemiyetine mensup kulüplerin temsilcileri çağırılmıştı.


Mahmud Esat Bozkurt ve Atatürk


İkinci kaynağımızda Kars Mektebi’nde Ocak binasında yapılan resmi açılışa ait bilgilerle beraber kulübün fahri başkanlığına dönemin Adliye Vekili(Adalet Bakanı), Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından Mahmud Esat(Bozkurt) bey’in seçildiği ve davetliler arasında İstiklal Madalyalı kumandanlarımızdan, Ferik rütbeli İzmir Müstahkem Mevkii Kumandanı Mehmed Emin Koral’da bulunmakta ve bir konuşma yapmaktaydı.

İlgili haber şöyle;

BORNOVA GENÇLER BİRLİĞİ

“Bornova Gençler Birliği’nin küşad(açılış) merasimi Cuma günü saat beşte(17:00) icra edilmiştir. Merasimde Emin Paşa, Mahmud Esad, Umur-u Hukukiye(Hukuk İşleri) Müdürü, Maarif(günümüzde Milli Eğitim) Müdürü Ahmed Naili, Polis Müdürü Rıfat bey efendilerle daha bir çok zevat bulunmuşlardır.

Merasime tam beşte (17:00) başlanmış, Suphi efendi spor hakkında kısa bir nutuk irad ederek birliğin reis-i fahriliğini(fahri başkanlığını) kabul etmelerinden dolayı Mahmud Esad bey’e teşekküratta bulunmuştur.

Mahmud Esad bey’de, gençliğin terakki(gelişme) ve yükselmesi ve muhakkak idamesi hakkında bir nutuk iradıyla reis-i fahriyeliği deruhte eyledi(üstlendi).”




Kulüp fiilen 8 Ağustos 1924 tarihinde kurulmuş ve artık maçlara başlamıştı.

Ve ilk galibiyetini 24 Teşrinievvel(Ekim) 1340(1924) tarihinde, futbolun İzmir’deki ilk temsilcilerinden olan Bornova İngiliz Takımı’na karşı alarak bir devri sona erdirmişlerdi.

Gazete haberinde “Bornova Gençler Birliği’nin İlk ve Şanlı Galibiyeti” olarak aktarılmıştı.

Bornova Gençler Birliği: 5

Bornova İngiliz Muhtelit Takımı: 2

 

Bornova Gençler Birliği - İngiliz Takımı maçına ait bilgiler

24 Ekim Cuma günü Bornova çayırında oynan maça Bornova gençleri, Yeşil-Siyah formalarla, saat 15:00’da çıkmıştı. Bornova İngiliz Muhtelit(Karma) takımı 15:20’de sahaya gelmişti.

Saat 15:30’da 7000 kişiyi aşkın seyirci huzurunda başlanan maç, Bornova Gençler Birliği’nin 5-2 galibiyeti ile sonlanıyordu. 

Bornova Gençler Birliği bu maça şöyle çıkmıştı; Şükri, Tevfik, Ulvi, Abdurrahman, Adnan, Necati, İsmail, İbrahim, Münir, Hüsni, Ahmed.

Bu kadro Bornova Gençler Birliği’nin bilinen ilk kadrosudur.

Sonrasında ise Bornova Gençler Birliği için işler pek iyi gitmemişti. Yazının başında belirttiğim Sayın Hasan Mert’in ilgili tezinde şöyle aktarılmıştı:

“Bornova Gençler Birliği kurulduğu ilk yıllarda fazla faaliyet gösterememiş bunun sonucunda Kulüp Başkanı Osman Bey eleştirilere hedef olduğu gibi kulüpten bazı istifalar da söz konusu olmuştu. İlk olarak, Boks Şubesi üyelerinden Necdet Bey’in de istifa ettiği öğrenildi. Bunu takip eden günlerde kulüp idarecilerinden Hikmet Bey ve daha birçok idareci istifa ediyordu. Buna benzer haberlerden anlaşıldığına göre Kulüp birçok zorluklar çekmekte ve gelişmekten ziyade gerileme yaşamaktaydı. Gerçi bu kötü gidişi durdurmak için çaba sarfedilmiyor da değildi, ilgilileri bir araya getiren toplantılar tertip edilerek kulüp toparlanmaya çalışılıyordu.”



1931 yılına kadar gayrı federe olarak çalışan Bornovalı gençler, 1933 yılına gelindiğinde işler istedikleri gibi gitmeyen Bornova Gençler Birliği’ne, İzmir’in Karşıyaka’sından bir rakip gelmişti.

“Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali” olarak Bornova’da faaliyetlerine başlayan KSK, Bornova ecnebi(İngiliz) takımları ile maçlara başlamışlardı.

Atatürk’ün de hocası olarak kabul edilen, Bornova Gençler Birliği kurucularından, emekli binbaşılardan Nezir bey, Haşim ve Abidin beylerin teşebbüsleri ile Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali, Haziran 1933’de resmen teşkil edilmişti.







İlk maçını KSK İkinci takımı ile yapan Bornova Lokali, Bornova’da spora hareket getirmişti. Bornova sporculuğunu yükseltmeye çalışan KSK Başkanı Rifat bey ve çeşitli üyeler de açılışta ikramlarda bulunmuşlardı.

1937 yılına kadar faaliyetlerini sürdüren Bornova Gençler Birliği ve KSK Bornova Lokali İzmir valisi Fazlı Güleç’in İzmir genelinde almış olduğu karar ile İzmir’deki 8 spor kulübünün 3 kulübe düşürülmesi kararını alarak, KSK ve Bornova takımları Yamanlar Spor adı altında birleşmişlerdi. Kulüp merkezi Karşıyaka Halk Evi olacak şekilde Yamanlar Spor resmen ortaya çıkmıştı.

İzmir’in kurtuluşuna müteakiben 1940’lara kadar olan kısımda, sporun gelişimi için çalışan Bornova Gençler Birliği’ni, KSK Bornova Lokalini ve Yamanlarspor’a dönüşümünü aktarmaya çalıştık. Bornova’da Türk futbolunun bilinmeyenlerini ilk kez aktardık. İzmirli spor severlere keyifli okumalar dilerim.

Araştırmacı-Yazar Bedri Cumhur Doğu

 

Son Bektaşi Dedebabası Mücerret Ahmed Sırrı Dedebaba




Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluk’a gitmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti, Tek Parti hükümeti, Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan mebus seçilmiş olan Denizli Milletvekili Hacı Hüseyin Mazlum Baba’dan, Bektaşiyye mensuplarının Tekke ve Zaviye kanunu başta olmak üzere yapılan yeniliklere muhalefet etmeyecek bir yapılanmaya gitmeleri doğrultusunda bir model üretmesini ister. Hüseyin Mazlum Baba, kendisinin Bektaşi yaptığı ve Salih Niyazi dedebaba’dan Halifelik almış bulunan ve devletin güvenilir adamı konumundaki Dedebaba vekili Ali Naci Baykal Baba ile yeni bir teşkilatlanma modeli yaratırlar. Bu model şu hususları içermekte idi:

1- Bektaşilik bilinen Kadim Tarikat modelinden arındırılarak, ulus, devlet karakterlerine uygun milli bir bünyeye kavuşturulacaktır.

2- Dedebaba’lık kurumunun mücerret olma koşulu esas alınmayacaktır.

 3- Dedebaba’ kimliği taşıyacaklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaklardır.

4- Bektaşilik klasik tarikat formasyonu değil, ancak bir kültür ocağı olarak anlaşılacaktır.

 5- Özellikle “İttihat ve Terakki” kökenli, eski Bektaşilik anlayışından kalma, Arnavut ve Girit kökenli Bektaşiler titizlikle incelenerek tarikat kültüründen mümkün olduğunca soyutlanacaklardır.”[1]

Bu kararlar ile kadim Bektaşi tarikatının birçok kanunu revize edilerek Devletin Bektaşiliği yaratılmış oluyordu.

Cumhuriyet sonrası çeşitli tahrifatlar neticesinde  Bektâşîlik tarihi de değişikliklere uğratılmıştır. Hazret-i Balım sultan erkânnâmesine göre, dedebabanın mücerrred, halifebaba olması ve kendisini mevcut halifebabaların seçmiş olması ilk şarttır. Dedebaba Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluğa gitmesi neticesinde Türkiye’de otorite boşluğu oluşmuş, bir kısım babalar “dedebabalık artık bitmiştir, tarikatımızdaki en üst rütbe halifebabalıktır” gibi bir lâ-erkânî bir içtihatta bulunarak yeni bir yorum getirmişlerdir. Salih Niyazi Dedebaba’nın hakka göçmesinden  sonra Ali Naci Baykal Baba’nın dedebabalığı tekeline almak için tertip ettiği seçim heyetinde halifebaba bulunmadığı gibi, kendisi mücerret de değildi. Seçimde bulunanlardan bir tanesi mücerret baba idi. Cafer Sadık Bektaş Baba’ya hilafeti de Bedri Noyan tarafından verildiği kendi yazdığı eserde teyit edilebilir. Aşağıda seçimde bulunan babaların isimleri bulunmaktadır.

1- Kulalı Ahmet Ercan Turabî Baba

2- İzmirli Ali Rıza Öke Kadimî Baba

3- Naci Mu Atabeyli Baba

4- Ali Nihat Tarlan Baba

5- Cafer Sadık Bektâş Baba (Mücerret)

Aynı dönemlerde Arnavutlukta bulunan Abbas Hilmi Dedebaba’nın seçimi erkânnameye uymaktadır ve bu makama uygun olan dedebaba, Abbas Hilmi dedebaba olmalıdır. Lakin Türkiye’de  bulunan neo-Bektaşiler bu makamı hiç bir zaman tanımamış, kadim erkândan ziyade kendi postlarının gayesine düşmüşlerdir.

Abbas Hilmi Dedebaba’nın Hakk’a göçünmesinden sonra Arnavutluktaki siyasi sıkıntılar Balım Sultan Erkânnamesi’ni geçersiz kılmış, seçim ortamı uygunluğunu yitirmiştir.  Tam bu dönemlerde Mısır, Kahire  Mukattam dağı eteklerinde bulunan Kaygusuz Abdal Sultan Bektaşi tekkesi postnişini Ahmed Sırrı baba öncülüğünde, büyük bir özveri ile, erkâna uygunluk için, Mısır Kaygusuz Abdal Tekkesi’nde 30 Ocak 1949 tarihinde dedebabalık seçimi düzenlenmiş ve dedebaba olarak seçilmiştir. Dedebabalığı hakkında imza ve mührünü koyan halifebabalar listesi şu şekildedir:

1- Halife Ahmed Sırrı Baba (Kaygusuz Postnişîni)

2- Halife Hafız Tahsin Baba (Şahkulu Postnişîni)

3- Halife Ekrem Ramazanoğlu Baba (Başıbüyük Postnişîni)

4- Halife Hüseyin Kazım Baba (Masumlar Postnişîni)

5- Halife Veli Can Baba (Katerin Postnişîni)

6- Halife Tahir Baba (Sonradan Katerin Postnişîni)

7- Halife Sadi Seyfi Baba (Reni Postnişîni)

8- Halife Yusuf Fahir Ataer Baba (İnadiye Postnişîni)

Aynı dönemde Rumelihisarı şehitlik dergahı postnişini Abbas Nüzhet Baba Erenler de seçime katılmasa da, şifaen Ahmed Sırrı Dedebaba’nın dedebabalığını kabul etmiş, açıklamış ve Ahmed Sırrı Dedebaba göçtükten sonra hiç bir makama bağlanmamıştır. Allah cümlesini himmetlerini üzerimize sayeben ede!Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluk’a gitmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti, Tek Parti hükümeti, Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan mebus seçilmiş olan Denizli Milletvekili Hacı Hüseyin Mazlum Baba’dan, Bektaşiyye mensuplarının Tekke ve Zaviye kanunu başta olmak üzere yapılan yeniliklere muhalefet etmeyecek bir yapılanmaya gitmeleri doğrultusunda bir model üretmesini ister. Hüseyin Mazlum Baba, kendisinin Bektaşi yaptığı ve Salih Niyazi dedebaba’dan Halifelik almış bulunan ve devletin güvenilir adamı konumundaki Dedebaba vekili Ali Naci Baykal Baba ile yeni bir teşkilatlanma modeli yaratırlar. Bu model şu hususları içermekte idi:

1- Bektaşilik bilinen Kadim Tarikat modelinden arındırılarak, ulus, devlet karakterlerine uygun milli bir bünyeye kavuşturulacaktır.

2- Dedebaba’lık kurumunun mücerret olma koşulu esas alınmayacaktır.

 3- Dedebaba’ kimliği taşıyacaklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaklardır.

4- Bektaşilik klasik tarikat formasyonu değil, ancak bir kültür ocağı olarak anlaşılacaktır.

 5- Özellikle “İttihat ve Terakki” kökenli, eski Bektaşilik anlayışından kalma, Arnavut ve Girit kökenli Bektaşiler titizlikle incelenerek tarikat kültüründen mümkün olduğunca soyutlanacaklardır.”[1]

Bu kararlar ile kadim Bektaşi tarikatının birçok kanunu revize edilerek Devletin Bektaşiliği yaratılmış oluyordu.

Cumhuriyet sonrası çeşitli tahrifatlar neticesinde  Bektâşîlik tarihi de değişikliklere uğratılmıştır. Hazret-i Balım sultan erkânnâmesine göre, dedebabanın mücerrred, halifebaba olması ve kendisini mevcut halifebabaların seçmiş olması ilk şarttır. Dedebaba Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluğa gitmesi neticesinde Türkiye’de otorite boşluğu oluşmuş, bir kısım babalar “dedebabalık artık bitmiştir, tarikatımızdaki en üst rütbe halifebabalıktır” gibi bir lâ-erkânî bir içtihatta bulunarak yeni bir yorum getirmişlerdir. Salih Niyazi Dedebaba’nın hakka göçmesinden  sonra Ali Naci Baykal Baba’nın dedebabalığı tekeline almak için tertip ettiği seçim heyetinde halifebaba bulunmadığı gibi, kendisi mücerret de değildi. Seçimde bulunanlardan bir tanesi mücerret baba idi. Cafer Sadık Bektaş Baba’ya hilafeti de Bedri Noyan tarafından verildiği kendi yazdığı eserde teyit edilebilir. Aşağıda seçimde bulunan babaların isimleri bulunmaktadır.

1- Kulalı Ahmet Ercan Turabî Baba

2- İzmirli Ali Rıza Öke Kadimî Baba

3- Naci Kum Atabeyli Baba

4- Ali Nihat Tarlan Baba

5- Cafer Sadık Bektâş Baba (Mücerret)




Aynı dönemlerde Arnavutlukta bulunan Abbas Hilmi Dedebaba’nın seçimi erkânnameye uymaktadır ve bu makama uygun olan dedebaba, Abbas Hilmi dedebaba olmalıdır. Lakin Türkiye’de  bulunan neo-Bektaşiler bu makamı hiç bir zaman tanımamış, kadim erkândan ziyade kendi postlarının gayesine düşmüşlerdir.

Abbas Hilmi Dedebaba’nın Hakk’a göçünmesinden sonra Arnavutluktaki siyasi sıkıntılar Balım Sultan Erkânnamesi’ni geçersiz kılmış, seçim ortamı uygunluğunu yitirmiştir.  Tam bu dönemlerde Mısır, Kahire  Mukattam dağı eteklerinde bulunan Kaygusuz Abdal Sultan Bektaşi tekkesi postnişini Ahmed Sırrı baba öncülüğünde, büyük bir özveri ile, erkâna uygunluk için, Mısır Kaygusuz Abdal Tekkesi’nde 30 Ocak 1949 tarihinde dedebabalık seçimi düzenlenmiş ve dedebaba olarak seçilmiştir. Dedebabalığı hakkında imza ve mührünü koyan halifebabalar listesi şu şekildedir:

1- Halife Ahmed Sırrı Baba (Kaygusuz Postnişîni)

2- Halife Hafız Tahsin Baba (Şahkulu Postnişîni)

3- Halife Ekrem Ramazanoğlu Baba (Başıbüyük Postnişîni)

4- Halife Hüseyin Kazım Baba (Masumlar Postnişîni)

5- Halife Veli Can Baba (Katerin Postnişîni)

6- Halife Tahir Baba (Sonradan Katerin Postnişîni)

7- Halife Sadi Seyfi Baba (Reni Postnişîni)

8- Halife Yusuf Fahir Ataer Baba (İnadiye Postnişîni)

Aynı dönemde Rumelihisarı şehitlik dergahı postnişini Abbas Nüzhet Baba Erenler de seçime katılmasa da, şifaen Ahmed Sırrı Dedebaba’nın dedebabalığını kabul etmiş, açıklamış ve Ahmed Sırrı Dedebaba göçtükten sonra hiç bir makama bağlanmamıştır. Allah cümlesini himmetlerini üzerimize sayeben ede!

Sırrı Dedebaba, Mısır’da mücerret halifebaba olarak dedebaba seçildikten sonra İstanbul’a geldiğinde kendisine beyât eden babalar ise şunlardır:

  1. Yağlıkçı Basri Baba
  2. Tire Dergahı Babaları
  3. Çamlıcalı Süreyya Baba
  4. Postacı Tayyar Baba
  5. Havzalı Muharrem Baba
  6. Eyüplü Postacı Ali Baba
  7. Rusçuklu Haydar Cemil Baba
  8. Turgut Koca Baba
  9. Kızılcıkdere’li Mehmet Baba

Allah ruhlarını şad-ı handân eylesin

Seçim sonrası Türkiye’ye gelen Ahmed Sırrı dedebaba’ya bırakınız Tarik-i Nazeninliğe, insanlığa sığmaz kelimelerle yüklenen, Tarik-i Bektaşiyye’nin edebine hiç de uygun olmayan bir tavır ile, “kadimi” mahlaslı Ali Rıza Öge adlı zat şunları söylemişti;

“Aradan dört beş gün geçtikten sonra İstanbul ’da Merdivenköy’deki vaka meydana çıktı. Yazdığım zatın birisinden aldığım bir mektupta manzumenizi okuduktan üç gün sonra bu vaka zuhur edince kendi kendime şöyle düşündüm. Yazdığınız bu manzume ile adeta bir keramet gibi bir iş yaptınız diyordu. Hâşâ biz keramet sahibi değiliz fakat bu kafasız, beyinsiz serserinin yaptığı hareketleri işittikçe neticenin bu yolda tecelli edeceğine hükmetmiştim. Bu adam o kadar cahil o kadar kalasız biri ki yaptığı hareketlerle hem yolumuzu berbat etti hem de birçok saf-dil insanları beraber sürükledi. Bir kere şurasını düşünmesi lâzımdı ki Türkiye’de tarikatlar mülgadır. Hiçbir suretle tarikat ayini yapılamaz, değil Mısır tebaası hatta Amerika tebaasından bile olsa bu memleketle oturduğu müddetçe bu memleketin kanunlarına riayete mecburdur. Bu sersem adam Mısır’dan gelirken derviş kisvesini bırakıp da sivil olarak gelse idi, yerinde bir iş yapmış olurdu. Fakat bu adam derviş değil çerviş bile olamamış, öyle ya sivil gelse idi sönük kalacaktı. Şimdiki gibi kimseden itibar göremeyecekti. Bu suretle hareketle kendisini pek yüksek görmektedir ki bu da dervişlik mefhumu ile taban tabana zıt bir keyfiyettir. Dervişin manasını pekiyi bilirsin ki “der kapu viş eşik”. Derviş olan olacaktır. Fuzulî ki sultân-ı şuarâdır vefatımda beni İmam-ı Hüseyin’in türbesi kapısı önüne defnedin ki ziyarete gelen herkes benim üzerime basarak geçsin demiştir. Dervişlik böyle olur.”

Halbuki Ahmed Sırrı Dedebaba, Mısır vatandaşıdır. Türkiye’nin kılık kıyafet kanununa tabi değildir. Tarikat fahirlerini gösteriş ve şöhretten ziyade günlük yaşamının bir parçası olarak kullanan bir mücerrettir. Yani laik olduğunu iddia edip, gizli mekanlarda tarikatların mülgasına dair kanuna aykırı hareket ederek tarikat fahirlerini bir kostüm olarak kullanıp, dışarı çıktığında takıyye yapmayan bir velidir. Türkiye’de maruz kaldığı hapis cezası kıyafetinden mütevellit değil, tarikat ayini tertip etmekten olmuştur. Bu konuda da asla pişman olmadığı açıktır. Acaba Merdivenköyü’nde ayn’ul cem sırasında basılan Ahmed Sırrı Dedebabayı kim veya kimler ihbar etmiştir? Ağacın kurdu, yine kendi özünden miydi?

Bu hususta Hazret-i Yunus Emre’den şu dörtlüğü aktarmayı ve takdiri siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

Kerametim var diyen

Halka salusluk satan

Nefsini Müslüman etsin

Var ise kerameti

Ahmed Sırrı Dedebaba’yı suçlayanlar ne hikmetse daha sonraki yıllarda, tarikat kıyafetleri ile fotoğraflarını gazetelerde ve mecmualarda boy boy neşretmekten çekinmemişlerdir. Bunlar da Ahmed Sırrı Dedebabamızın kerameti olsa gerek.!

Bu konu ile ilgili takdiri cümle akıl ve fetânet sahiplerine, hesabını ise Yüce Allah’a bırakıyoruz. Ancak Hz.Pîr’imizin kadîm öğretisi dört kapı – kırk makâmın ilk kapısı şeriat ise, şeriat kapısının ilk şartı ise iman etmektir. Biz Fukara-ı Bektâşîyân, Dedebaba olarak kabul edilmesi gereken kişinin sadece Ahmed Sırrı Dedebaba olması gerektiği imanındayız. Aynı O’nun gibi ötekileştirilsek de, karanlık içinde kalsak da biliyoruz ki bu karanlığın sonu Hazret-i Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli Sultan’ımızın nur-u ilahisidir. Post kavgası gütmeden, rah-ı hakikat için vakf-ı vücud olmuş, mesleği Bektaşilik, meşrebi Bektaşilik, beldesi Bektaşilik olan Ahmed Sırrı Dedebabamızın yolunu sürmeye, mütehhil olmayan, evlenip boşanmayan, sadık-ı yar mücerret-i penah bir Dedebabamızın, yolumuzu bir gün dört duvar arasından çıkaracağına olan imanımızı bir olarak diri tutmaya devam edeceğiz. Erkan-ı kıranlara, erkanı yok sayanlara,mücerretlik bitti diyenlere, erkana ilaveler ekleyenlere elbette ki hem Kuranî, hem kitabî hem dahi ilmi cevabımız çoktur. Lakin muhatabiyet makamı olarak Yüce Allah gayrısını almayız!

Kuran-ı Azimüşşan’ımızın Bakara suresi 154.ayette beyan eylediği üzere Yüce Allah:

“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” buyurmuşlardır.

Son Bektâşî Dedebabası Mücerreet Ahmed Sırrı Dedebaba’mızın Ruh-û revânları şâd û handân, himmet-i âlîleri talep edenlerin üzerine sâyebân ola!

Allah Dost!

Bedri Cumhur Doğu