25.Panion Oyunlarında Bir Karşıyakalı

Panionios Oyunları, 19. yüzyıl sonlarında İzmir’de Rum toplumu tarafından başlatılan köklü bir sportif gelenektir. Araştırmalara göre ilk Panionion Oyunları 1896’da Smyrna (İzmir) Rumları tarafından düzenlenmiş ve Anadolu’nun ilk çok branşlı spor organizasyonu olarak kayda geçmiştir. Kulübün kendisi ise 1890’da İzmir’de Orpheus adıyla kurulmuştur. 1922 sonrası Yunanistan’ın başkenti Atina’nın Nea Smyrni (Yeni İzmir) semtine taşınmıştır. 25. Panionios Oyunları 7-8 Mayıs 1949 tarihlerinde Atina’da Panathinaiko Stadyumu’nda gerçekleşmiş, yaklaşık 30 bin seyirci önünde büyük coşku yaratmıştır.




Organizasyon boyunca Yunan ve Türk bayrakları birlikte göndere çekilmiş, bu dostluk görüntüsü Türk-Yunan ilişkileri açısından önemle vurgulanmıştır. Oyunlara Türkiye’den de yaklaşık 12 millî şampiyon katılmış; aralarında 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adım atlamada bronz madalya kazanan Ruhi Sarıalp de vardı. Yaklaşık 150 atletin yer aldığı bu yarışmalarda altı yeni oyun rekoru kırılmış, Türk atlet Osman Coşgül 10.000 metrede önceki rekoru yenileyerek dikkat çekmiştir. 12 milli sporcunun 10’u bu organizasyonda madalya ile dönmüştür.




Bu tarihi oyunların en parlak anlarından biri, henüz 18 yaşındaki Karşıyakalı atlet Oktay Karakulak’ın 100 metre yarışındaki zaferiydi. Karşıyaka Lisesi öğrencisi Karakulak, 7 Mayıs 1949 günü Panathinaiko Stadyumu’nda koşuya başlarken tribünlerde derin bir sessizlik hakimdi. Yarış başladığında genç atlet, sadece ayak sesleriyle değil müthiş bir hızla açılan mesafesiyle de dikkat çekti ve 100 metreyi 11.4 saniyede tamamlayarak birinciliğe ulaştı. O gün Atina’da binlerce Yunan seyircinin önünde Ayyıldızlı bayrağı onurla taşıyan Karakulak, zaferinden sonra rakiplerini tebrik ederek spor ahlakını sergiledi; centilmence tutumu büyük

beğeni topladı.



Dönemin gazeteleri onun performansını “geleceğin yıldızı” olarak nitelendirdi. Kendisinden “Rüzgârın oğlu” olarak söz edilen Karakulak, Türkiye’de 1940’lı ve 1950’li yıllarda 100 m ve 200 m disiplinlerinde öne çıkmış, her iki mesafede de ülke rekorları kırarak Türk atletizmine önemli katkılar sağlamıştır.




Karakulak’ın bu tarihi başarısını simgeleyen madalya bugün İzmirli koleksiyoncu ve araştırmacı Bedri Cumhur Doğu’nun kişisel koleksiyonunda korunuyor. Özel basım bronz madalyanın ön yüzünde büyük puntolarla “25. Panionios Oyunları – 1949”, arka yüzünde ise “İzmir Panionios Jimnastik Kulübü – 1890” yazan kabartmalar yer alıyor.



Bu madalya, Osmanlı dönemi İzmir’inden gelen Panionios geleneğinin canlı bir tanığı olarak kabul ediliyor. Doğu’nun belirttiğine göre, Panionios’un Atina’ya taşınmış olmasına karşın köklerinin her zaman İzmir’le özdeşleşmesi, madalya iki kültür arasında bir köprü oluşturmasına vesile oluyor. Doğu, madalya yakın zamanda koruma altına alındığını ve İzmir’in kozmopolit geçmişini yeni nesillere aktarmada arşiv değeri taşıdığını vurguluyor.


Bu nesnelere sahip çıkmanın gençlerin çok kültürlü tarih bilincini güçlendirdiğini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” felsefesinin spor etkinliklerinde de yaşatıldığını belirtiyor.



Panionios Oyunları’na ait bu madalyayı internette açık artırma sırasında görüp satın aldığını söyleyen Doğu, “Bu madalya, altı yıldır biriktirdiğim spor hatıraları koleksiyonumun en kıymetli parçalarından biri oldu. 1949 Panionios Oyunları’na ait olduğunu anladığım madalya, üzerinde yazan tarih ve kabartmadan ötürü beni hemen çekti. O dönemlere ait orijinal bir objeyi korumak, İzmir spor tarihine sahip çıkmak açısından benim için çok önemli” dedi.




Doğu Oktay Karakulak'ın Karşıyaka’ya ve İzmir’e büyük gurur yaşatan bir atlet olduğunu hatırlatarak, "Genç yaşında uluslararası bir arenada hem yarışmayı kazanması hem de bayrağımızı onurla temsil etmesi olağanüstü. Onu ‘geleceğin yıldızı’ diye takdim eden gazeteler çok yerinde bir yorum yapmış. Karşıyaka Spor Kulübü’nden yetişmiş olması ve sonradan Türkiye rekorları kırması, onun arkasındaki disiplinin ve yeteneğin kanıtı.



Bu madalya İzmir spor tarihi ve yerel hafıza açısından çok önemli. Üzerindeki yazılar 1890-1949 tarihlerini göstermesiyle, İzmir’den Atina’ya uzanan uzun bir hikâyeyi simgeliyor. 1949’da Türk-Yunan dostluğuna da vurgu yapılan bir organizasyonda verildi. Dolayısıyla bu obje, İzmir’in çok kültürlü geçmişini ve barışçıl mirasını hatırlatıyor.



Yeni nesillerin bu tür hatıraları görmesi, geçmişimizle bağ kurmasını sağlar. Bizler tarihimize saygı gösterdikçe, Karakulak gibi isimlerin hikâyeleri unutulmaz; tıpkı madalya ‘koruma altına alınmış’ bir tanık olarak görev yapması gibi…”



Kaynaklarımıza göre Panionios Oyunları, döneminin en büyük uluslararası atletizm etkinliklerinden biri olarak kabul edilmiş; organizasyonda Türk sporcularının öne çıkması Türk-Yunan ilişkilerinde sıcak bir örnek olarak aktarılmıştır. Yunan arşivlerinde yaptığım araştırmada ortaya çıkardığım bir başka belge ise, aynı organizasyonda Karşıyakalı güreş ve cirit sporcusu Halil Ziraman’ın 1948 yılında kırdığı cirit atma rekorunun, Yunanlı sporcu Kutulas tarafından egale edilmesi ile kulüp tarafından Yunanlı Kutulas’a verilen başarı belgesi.



KAYNAK: BEDRİ CUMHUR DOĞU 

YAYIN: https://www.dokuzeylul.com/panion-oyunlarinda-bir-karsiyakali

KARŞIYAKA ÇOCUK YUVASI'NI TAKİPTEYİZ!

 100 Yıllık Çocuk Yuvası Perişan Halde

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bulunan çocuk yuvası ve bahçesinin perişan halini görenler, çocuk yuvasına mı inşaat alanına mı baktıklarını anlayamıyor. İlçenin göbeğinde yer alan çocuk yuvasının büyük bir bahçesi olmasına rağmen çocuklar bahçeye bırakılmıyor, binalarda tutuluyor. Bahçedeki molozlar ve bakımsız hali ise kazalara davetiye çıkarır nitelikte. Spor yapmak isteyen çocuklarımız için alanlar yaratılmalı.

KENAN YEŞİL / YENİGÜN / ÖZEL HABER - İzmir’de, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde bulunan Karşıyaka Çocuk Yuvası, perişan halde bulunuyor. Osmanlı döneminde adı Sakızlı bir Rum aileden gelen Levanten Karolos F. Omiros ailesine ait olan köşk ve bahçesi, 1923 yılı sonrasında çocuk yuvası olarak kullanıldı. 1940’lı yıllarda ilgisiz kalan tarihi köşk, 1960 yılında yıkıldı. Tarihi köşkün bulunduğu yerde yeniden çocuk yuvası inşa edilirken burada yetişen çocuklar yerel ve merkezi yönetimlerde, devlet ve özel sektörlerde önemli görevlerde yer aldı. Günümüze gelindiğinde, Karşıyaka Çocuk Yuvası inşaat alanı gibi bir halde Karşıyaka’nın göbeğinde kazalara davetiye çıkarır vaziyette bulunuyor. Çocuk yuvasının büyük bir bahçesi bulunmasına rağmen çocuklar bahçeye bırakılmıyor, binalarda tutuluyor.

100 Yıllık Çocuk Yuvası

Osmanlı döneminde adı Sakızlı bir Rum aileden gelen Levanten Karolos F. Omiros ailesine ait olan köşk ve bahçesi, cumhuriyetin ilanı sonrasında çocuk yuvası olarak kullanıldı. Alaybey'de, 90 dönümlük arazide, 2000'e yakın ağaç çeşidinin bulunduğu bahçe içerisinde, 15 odalı, ahırları ve müştemilatı ile bir köşk çocuk yuvası olarak kullanılırken, 1924 yılında bahçesi genel park haline getirildi. Karşıyaka’nın en güzel ve en büyük yeşil alanlarından birisi olan köşk, Alaybey yönünde tren yoluna cepheli binası unutulmaz ve tarihi öneme sahipti. Ancak, ilgisizlikten dolayı korunamadı ve 1960’larda yıkıldı.

Tarih Tekerrür Mü Ediyor?

Karşıyaka Çocuk Yuvası’nın geçmiş yıllarda olduğu gibi yine ilgisizlikle karşı karşıya kaldığını belirten Araştırmacı Bedri Cumhur Doğu, “Çocuk yuvası, 1949’da yine günümüzdeki gibi ilgi gösterilmeyen bir alan olmuş ve o tarihten sonra daha fazla ilgilenilmiş. Yaptığım araştırmada, 1949 yılında Karşıyaka Çocuk Yuvası’nın tanıtıldığı bir yazıda yuvanın harap vaziyetinden bahsedilerek belediyenin ilgisizliği eleştirildiği tespit ettim. Daha sonra yuvanın doktorundan yuvanın tarihçesi hakkında malumat alınmıştır. Doktorun verdiği bilgiye göre Karşıyaka Çocuk Yuvası o tarihte, Türkiye’de sadece iki tane olan bir poliyedir (Poliye, çocukların gündüz ve gece olmak üzere yatılı kaldıkları yerlerdir). Yuvanın içinde bulunduğu harap halin üzüntüsünü muhabirle paylaşan doktorla konuşulduktan sonra yuvada kalan çocukların bulunduğu yere gidilerek onlar ziyaret edilmiştir” dedi.

Yuva mı Hapishane mi Belli Değil

Büyük bir bahçesi olmasına rağmen çocukların özgürce bahçeye çıkıp oynayamadığını, adeta bir çocuk hapishanesine benzediğini vurgulayan İZVAK Yönetim Kurulu üyesi ve Tarih Kurulu koordinatörü ve Sosyal Sorumluluk Komitesi üyesi Doğu, “Karşıyaka Çocuk Yuvası, bugün inşaattan bozma bir halde kazalara davetiye çıkarıyor. Çocuklar bahçeye bırakılmıyor, binalarda tutuluyorlar. Tarihi öneme sahip bu önemli noktaya hepimiz ne yapılacağını takip etmeliyiz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İzmir İl Müdürlüğü’nden Karşıyaka Çocuk Yuvası'yla ilgili açıklama bekliyoruz. Lütfen kamuoyunu bilgilendirin. 1923’ten günümüze nice kardeşlerimizi yetiştiren, topluma kazandıran, Karşıyaka’nın en yoğun yeşil alanlarından biri olan çocuk yuvasında ne oluyor? Evler yenilenecek mi? Başka bir düşünce mi var? Bahçedeki yeşil alan ve ağaçlar korunacak mı? Burada bahçeye çıkan çocukların molozların arasında kaza ve ölüm riskleri çok büyük. Buranın düzenlenmesi ve denetlenmesi acilen sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

Atatürk’ün Emaneti

Karşıyaka Çocuk Yuvası’nın Atatürk’ün Türk milletine emanet ettiği kimsesiz çocuklar için korunması gerektiğine dikkat çeken Doğu, “Buradaki çocuklar, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği, himayelerini Türk Milleti’ne bıraktığı tıfıllar, gürbüzler, çocuklarımız. Burası Himaye-i Etfâl. Gerekli peyzaj ve düzenlemeler sağlanmalı. Molozlar atılıp, alan düzeltilip, çocuklarımıza özgürce koşup, oynayabildiği, düzgün bir bahçe bırakılmalı” dedi.

Yetkililere Serzeniş

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yetkililerine ve yerel yönetimlere seslenen Bedri Cumhur Doğu, şöyle konuştu: “Geçen ay, ilgili bakanlığın düzenlediği Koruyucu Aile Günü etkinlikleri kapsamında Valimiz ve Kaymakamımız bu alana geldiler. Ancak keşke çocukların kaldığı arka taraftaki evlerin olduğu tarafa geçselerdi ve bu kötü durumu görselerdi. Bakanlık, Valilik, Belediye artık bu yerin sorumlusu kimse bu işi çözmeli. 2021 yılından bu yana harabe şeklinde duran bu alan için kamuoyunun aydınlatılmasını istiyoruz. Yarın oradaki çocukların başına bir iş gelirse, hesabını kimse veremez.”




İNŞAAT YUVASI GAZETEYİ OKU

BORNOVA’NIN İLK TÜRK KULÜBÜ : BORNOVA GENÇLER BİRLİĞİ

 

Kars Mektebi

Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda Bornova’da Türklerin faaliyetleri hakkında futbol özelinde çok fazla çalışma yapılmadığı aşikardır. Bende Karşıyakalı bir sporsever araştırmacı olarak, resmi ikametimin bulunduğu Bornova’yı ve Bornova’da Türk sporunun gelişimini araştırmak için kolları sıvadım.

Aslında bilinen ve çeşitli akademik çalışmalara konu olmuş(Hasan Mert; Sosyal,Ekonomik ve Kültürel Yönleriyle Bornova – Doktora Tezi) Bornova Gençler Birliği kulübünün; kuruluşu, kurucuları, forma rengi, ilk kadrosu ve ilk galibiyeti  gibi önemli bilgileri aktarmak ve netleştirmek için bu çalışmayı gerçekleştirdim.

Bildiğiniz üzere İzmir’de kurulan ilk Türk kulüpleri, 1910’ların başında Karşıyaka ve Altay kulüpleri ile İttihatçılar tarafından kurulan İdman Yurdu kulübünün de aynı yıllarda faaliyette bulunduklarını daha önceki makalelerimde aktarmıştım.

Spor severlerin bildiği üzere, Bornova’da bulunan İngiliz kulübü 19. Yüzyılın sonlarından itibaren faaliyetlerini sürdürmektedir. Ancak bir Türk kulübü ilk kez İzmir’in işgalden kurtuluşu sonrası 8 Ağustos 1924 tarihinde Kars Mektebi’nde bulunan Türk Ocağı himayesinde resmen teşkil edecekti.

İlk olarak 8 Ağustos 1340(1924) tarihinde “Umum Spor Kulüplerine” başlıklı gazete ilanı ile İzmir ve Karşıyaka spor kulüplerinin temsilcilerini davet eden Bornova İdman Ocağı’nın resmi açılışı yapılmıştı. İzmir’den ve Bornova’dan tren saatleri ilgili bilgi ilanda aktarılmış, İzmir spor cemiyetine mensup kulüplerin temsilcileri çağırılmıştı.


Mahmud Esat Bozkurt ve Atatürk


İkinci kaynağımızda Kars Mektebi’nde Ocak binasında yapılan resmi açılışa ait bilgilerle beraber kulübün fahri başkanlığına dönemin Adliye Vekili(Adalet Bakanı), Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından Mahmud Esat(Bozkurt) bey’in seçildiği ve davetliler arasında İstiklal Madalyalı kumandanlarımızdan, Ferik rütbeli İzmir Müstahkem Mevkii Kumandanı Mehmed Emin Koral’da bulunmakta ve bir konuşma yapmaktaydı.

İlgili haber şöyle;

BORNOVA GENÇLER BİRLİĞİ

“Bornova Gençler Birliği’nin küşad(açılış) merasimi Cuma günü saat beşte(17:00) icra edilmiştir. Merasimde Emin Paşa, Mahmud Esad, Umur-u Hukukiye(Hukuk İşleri) Müdürü, Maarif(günümüzde Milli Eğitim) Müdürü Ahmed Naili, Polis Müdürü Rıfat bey efendilerle daha bir çok zevat bulunmuşlardır.

Merasime tam beşte (17:00) başlanmış, Suphi efendi spor hakkında kısa bir nutuk irad ederek birliğin reis-i fahriliğini(fahri başkanlığını) kabul etmelerinden dolayı Mahmud Esad bey’e teşekküratta bulunmuştur.

Mahmud Esad bey’de, gençliğin terakki(gelişme) ve yükselmesi ve muhakkak idamesi hakkında bir nutuk iradıyla reis-i fahriyeliği deruhte eyledi(üstlendi).”




Kulüp fiilen 8 Ağustos 1924 tarihinde kurulmuş ve artık maçlara başlamıştı.

Ve ilk galibiyetini 24 Teşrinievvel(Ekim) 1340(1924) tarihinde, futbolun İzmir’deki ilk temsilcilerinden olan Bornova İngiliz Takımı’na karşı alarak bir devri sona erdirmişlerdi.

Gazete haberinde “Bornova Gençler Birliği’nin İlk ve Şanlı Galibiyeti” olarak aktarılmıştı.

Bornova Gençler Birliği: 5

Bornova İngiliz Muhtelit Takımı: 2

 

Bornova Gençler Birliği - İngiliz Takımı maçına ait bilgiler

24 Ekim Cuma günü Bornova çayırında oynan maça Bornova gençleri, Yeşil-Siyah formalarla, saat 15:00’da çıkmıştı. Bornova İngiliz Muhtelit(Karma) takımı 15:20’de sahaya gelmişti.

Saat 15:30’da 7000 kişiyi aşkın seyirci huzurunda başlanan maç, Bornova Gençler Birliği’nin 5-2 galibiyeti ile sonlanıyordu. 

Bornova Gençler Birliği bu maça şöyle çıkmıştı; Şükri, Tevfik, Ulvi, Abdurrahman, Adnan, Necati, İsmail, İbrahim, Münir, Hüsni, Ahmed.

Bu kadro Bornova Gençler Birliği’nin bilinen ilk kadrosudur.

Sonrasında ise Bornova Gençler Birliği için işler pek iyi gitmemişti. Yazının başında belirttiğim Sayın Hasan Mert’in ilgili tezinde şöyle aktarılmıştı:

“Bornova Gençler Birliği kurulduğu ilk yıllarda fazla faaliyet gösterememiş bunun sonucunda Kulüp Başkanı Osman Bey eleştirilere hedef olduğu gibi kulüpten bazı istifalar da söz konusu olmuştu. İlk olarak, Boks Şubesi üyelerinden Necdet Bey’in de istifa ettiği öğrenildi. Bunu takip eden günlerde kulüp idarecilerinden Hikmet Bey ve daha birçok idareci istifa ediyordu. Buna benzer haberlerden anlaşıldığına göre Kulüp birçok zorluklar çekmekte ve gelişmekten ziyade gerileme yaşamaktaydı. Gerçi bu kötü gidişi durdurmak için çaba sarfedilmiyor da değildi, ilgilileri bir araya getiren toplantılar tertip edilerek kulüp toparlanmaya çalışılıyordu.”



1931 yılına kadar gayrı federe olarak çalışan Bornovalı gençler, 1933 yılına gelindiğinde işler istedikleri gibi gitmeyen Bornova Gençler Birliği’ne, İzmir’in Karşıyaka’sından bir rakip gelmişti.

“Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali” olarak Bornova’da faaliyetlerine başlayan KSK, Bornova ecnebi(İngiliz) takımları ile maçlara başlamışlardı.

Atatürk’ün de hocası olarak kabul edilen, Bornova Gençler Birliği kurucularından, emekli binbaşılardan Nezir bey, Haşim ve Abidin beylerin teşebbüsleri ile Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali, Haziran 1933’de resmen teşkil edilmişti.







İlk maçını KSK İkinci takımı ile yapan Bornova Lokali, Bornova’da spora hareket getirmişti. Bornova sporculuğunu yükseltmeye çalışan KSK Başkanı Rifat bey ve çeşitli üyeler de açılışta ikramlarda bulunmuşlardı.

1937 yılına kadar faaliyetlerini sürdüren Bornova Gençler Birliği ve KSK Bornova Lokali İzmir valisi Fazlı Güleç’in İzmir genelinde almış olduğu karar ile İzmir’deki 8 spor kulübünün 3 kulübe düşürülmesi kararını alarak, KSK ve Bornova takımları Yamanlar Spor adı altında birleşmişlerdi. Kulüp merkezi Karşıyaka Halk Evi olacak şekilde Yamanlar Spor resmen ortaya çıkmıştı.

İzmir’in kurtuluşuna müteakiben 1940’lara kadar olan kısımda, sporun gelişimi için çalışan Bornova Gençler Birliği’ni, KSK Bornova Lokalini ve Yamanlarspor’a dönüşümünü aktarmaya çalıştık. Bornova’da Türk futbolunun bilinmeyenlerini ilk kez aktardık. İzmirli spor severlere keyifli okumalar dilerim.

Araştırmacı-Yazar Bedri Cumhur Doğu

 

Son Bektaşi Dedebabası Mücerret Ahmed Sırrı Dedebaba




Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluk’a gitmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti, Tek Parti hükümeti, Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan mebus seçilmiş olan Denizli Milletvekili Hacı Hüseyin Mazlum Baba’dan, Bektaşiyye mensuplarının Tekke ve Zaviye kanunu başta olmak üzere yapılan yeniliklere muhalefet etmeyecek bir yapılanmaya gitmeleri doğrultusunda bir model üretmesini ister. Hüseyin Mazlum Baba, kendisinin Bektaşi yaptığı ve Salih Niyazi dedebaba’dan Halifelik almış bulunan ve devletin güvenilir adamı konumundaki Dedebaba vekili Ali Naci Baykal Baba ile yeni bir teşkilatlanma modeli yaratırlar. Bu model şu hususları içermekte idi:

1- Bektaşilik bilinen Kadim Tarikat modelinden arındırılarak, ulus, devlet karakterlerine uygun milli bir bünyeye kavuşturulacaktır.

2- Dedebaba’lık kurumunun mücerret olma koşulu esas alınmayacaktır.

 3- Dedebaba’ kimliği taşıyacaklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaklardır.

4- Bektaşilik klasik tarikat formasyonu değil, ancak bir kültür ocağı olarak anlaşılacaktır.

 5- Özellikle “İttihat ve Terakki” kökenli, eski Bektaşilik anlayışından kalma, Arnavut ve Girit kökenli Bektaşiler titizlikle incelenerek tarikat kültüründen mümkün olduğunca soyutlanacaklardır.”[1]

Bu kararlar ile kadim Bektaşi tarikatının birçok kanunu revize edilerek Devletin Bektaşiliği yaratılmış oluyordu.

Cumhuriyet sonrası çeşitli tahrifatlar neticesinde  Bektâşîlik tarihi de değişikliklere uğratılmıştır. Hazret-i Balım sultan erkânnâmesine göre, dedebabanın mücerrred, halifebaba olması ve kendisini mevcut halifebabaların seçmiş olması ilk şarttır. Dedebaba Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluğa gitmesi neticesinde Türkiye’de otorite boşluğu oluşmuş, bir kısım babalar “dedebabalık artık bitmiştir, tarikatımızdaki en üst rütbe halifebabalıktır” gibi bir lâ-erkânî bir içtihatta bulunarak yeni bir yorum getirmişlerdir. Salih Niyazi Dedebaba’nın hakka göçmesinden  sonra Ali Naci Baykal Baba’nın dedebabalığı tekeline almak için tertip ettiği seçim heyetinde halifebaba bulunmadığı gibi, kendisi mücerret de değildi. Seçimde bulunanlardan bir tanesi mücerret baba idi. Cafer Sadık Bektaş Baba’ya hilafeti de Bedri Noyan tarafından verildiği kendi yazdığı eserde teyit edilebilir. Aşağıda seçimde bulunan babaların isimleri bulunmaktadır.

1- Kulalı Ahmet Ercan Turabî Baba

2- İzmirli Ali Rıza Öke Kadimî Baba

3- Naci Mu Atabeyli Baba

4- Ali Nihat Tarlan Baba

5- Cafer Sadık Bektâş Baba (Mücerret)

Aynı dönemlerde Arnavutlukta bulunan Abbas Hilmi Dedebaba’nın seçimi erkânnameye uymaktadır ve bu makama uygun olan dedebaba, Abbas Hilmi dedebaba olmalıdır. Lakin Türkiye’de  bulunan neo-Bektaşiler bu makamı hiç bir zaman tanımamış, kadim erkândan ziyade kendi postlarının gayesine düşmüşlerdir.

Abbas Hilmi Dedebaba’nın Hakk’a göçünmesinden sonra Arnavutluktaki siyasi sıkıntılar Balım Sultan Erkânnamesi’ni geçersiz kılmış, seçim ortamı uygunluğunu yitirmiştir.  Tam bu dönemlerde Mısır, Kahire  Mukattam dağı eteklerinde bulunan Kaygusuz Abdal Sultan Bektaşi tekkesi postnişini Ahmed Sırrı baba öncülüğünde, büyük bir özveri ile, erkâna uygunluk için, Mısır Kaygusuz Abdal Tekkesi’nde 30 Ocak 1949 tarihinde dedebabalık seçimi düzenlenmiş ve dedebaba olarak seçilmiştir. Dedebabalığı hakkında imza ve mührünü koyan halifebabalar listesi şu şekildedir:

1- Halife Ahmed Sırrı Baba (Kaygusuz Postnişîni)

2- Halife Hafız Tahsin Baba (Şahkulu Postnişîni)

3- Halife Ekrem Ramazanoğlu Baba (Başıbüyük Postnişîni)

4- Halife Hüseyin Kazım Baba (Masumlar Postnişîni)

5- Halife Veli Can Baba (Katerin Postnişîni)

6- Halife Tahir Baba (Sonradan Katerin Postnişîni)

7- Halife Sadi Seyfi Baba (Reni Postnişîni)

8- Halife Yusuf Fahir Ataer Baba (İnadiye Postnişîni)

Aynı dönemde Rumelihisarı şehitlik dergahı postnişini Abbas Nüzhet Baba Erenler de seçime katılmasa da, şifaen Ahmed Sırrı Dedebaba’nın dedebabalığını kabul etmiş, açıklamış ve Ahmed Sırrı Dedebaba göçtükten sonra hiç bir makama bağlanmamıştır. Allah cümlesini himmetlerini üzerimize sayeben ede!Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluk’a gitmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti, Tek Parti hükümeti, Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan mebus seçilmiş olan Denizli Milletvekili Hacı Hüseyin Mazlum Baba’dan, Bektaşiyye mensuplarının Tekke ve Zaviye kanunu başta olmak üzere yapılan yeniliklere muhalefet etmeyecek bir yapılanmaya gitmeleri doğrultusunda bir model üretmesini ister. Hüseyin Mazlum Baba, kendisinin Bektaşi yaptığı ve Salih Niyazi dedebaba’dan Halifelik almış bulunan ve devletin güvenilir adamı konumundaki Dedebaba vekili Ali Naci Baykal Baba ile yeni bir teşkilatlanma modeli yaratırlar. Bu model şu hususları içermekte idi:

1- Bektaşilik bilinen Kadim Tarikat modelinden arındırılarak, ulus, devlet karakterlerine uygun milli bir bünyeye kavuşturulacaktır.

2- Dedebaba’lık kurumunun mücerret olma koşulu esas alınmayacaktır.

 3- Dedebaba’ kimliği taşıyacaklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaklardır.

4- Bektaşilik klasik tarikat formasyonu değil, ancak bir kültür ocağı olarak anlaşılacaktır.

 5- Özellikle “İttihat ve Terakki” kökenli, eski Bektaşilik anlayışından kalma, Arnavut ve Girit kökenli Bektaşiler titizlikle incelenerek tarikat kültüründen mümkün olduğunca soyutlanacaklardır.”[1]

Bu kararlar ile kadim Bektaşi tarikatının birçok kanunu revize edilerek Devletin Bektaşiliği yaratılmış oluyordu.

Cumhuriyet sonrası çeşitli tahrifatlar neticesinde  Bektâşîlik tarihi de değişikliklere uğratılmıştır. Hazret-i Balım sultan erkânnâmesine göre, dedebabanın mücerrred, halifebaba olması ve kendisini mevcut halifebabaların seçmiş olması ilk şarttır. Dedebaba Salih Niyazi Dedebaba’nın Arnavutluğa gitmesi neticesinde Türkiye’de otorite boşluğu oluşmuş, bir kısım babalar “dedebabalık artık bitmiştir, tarikatımızdaki en üst rütbe halifebabalıktır” gibi bir lâ-erkânî bir içtihatta bulunarak yeni bir yorum getirmişlerdir. Salih Niyazi Dedebaba’nın hakka göçmesinden  sonra Ali Naci Baykal Baba’nın dedebabalığı tekeline almak için tertip ettiği seçim heyetinde halifebaba bulunmadığı gibi, kendisi mücerret de değildi. Seçimde bulunanlardan bir tanesi mücerret baba idi. Cafer Sadık Bektaş Baba’ya hilafeti de Bedri Noyan tarafından verildiği kendi yazdığı eserde teyit edilebilir. Aşağıda seçimde bulunan babaların isimleri bulunmaktadır.

1- Kulalı Ahmet Ercan Turabî Baba

2- İzmirli Ali Rıza Öke Kadimî Baba

3- Naci Kum Atabeyli Baba

4- Ali Nihat Tarlan Baba

5- Cafer Sadık Bektâş Baba (Mücerret)




Aynı dönemlerde Arnavutlukta bulunan Abbas Hilmi Dedebaba’nın seçimi erkânnameye uymaktadır ve bu makama uygun olan dedebaba, Abbas Hilmi dedebaba olmalıdır. Lakin Türkiye’de  bulunan neo-Bektaşiler bu makamı hiç bir zaman tanımamış, kadim erkândan ziyade kendi postlarının gayesine düşmüşlerdir.

Abbas Hilmi Dedebaba’nın Hakk’a göçünmesinden sonra Arnavutluktaki siyasi sıkıntılar Balım Sultan Erkânnamesi’ni geçersiz kılmış, seçim ortamı uygunluğunu yitirmiştir.  Tam bu dönemlerde Mısır, Kahire  Mukattam dağı eteklerinde bulunan Kaygusuz Abdal Sultan Bektaşi tekkesi postnişini Ahmed Sırrı baba öncülüğünde, büyük bir özveri ile, erkâna uygunluk için, Mısır Kaygusuz Abdal Tekkesi’nde 30 Ocak 1949 tarihinde dedebabalık seçimi düzenlenmiş ve dedebaba olarak seçilmiştir. Dedebabalığı hakkında imza ve mührünü koyan halifebabalar listesi şu şekildedir:

1- Halife Ahmed Sırrı Baba (Kaygusuz Postnişîni)

2- Halife Hafız Tahsin Baba (Şahkulu Postnişîni)

3- Halife Ekrem Ramazanoğlu Baba (Başıbüyük Postnişîni)

4- Halife Hüseyin Kazım Baba (Masumlar Postnişîni)

5- Halife Veli Can Baba (Katerin Postnişîni)

6- Halife Tahir Baba (Sonradan Katerin Postnişîni)

7- Halife Sadi Seyfi Baba (Reni Postnişîni)

8- Halife Yusuf Fahir Ataer Baba (İnadiye Postnişîni)

Aynı dönemde Rumelihisarı şehitlik dergahı postnişini Abbas Nüzhet Baba Erenler de seçime katılmasa da, şifaen Ahmed Sırrı Dedebaba’nın dedebabalığını kabul etmiş, açıklamış ve Ahmed Sırrı Dedebaba göçtükten sonra hiç bir makama bağlanmamıştır. Allah cümlesini himmetlerini üzerimize sayeben ede!

Sırrı Dedebaba, Mısır’da mücerret halifebaba olarak dedebaba seçildikten sonra İstanbul’a geldiğinde kendisine beyât eden babalar ise şunlardır:

  1. Yağlıkçı Basri Baba
  2. Tire Dergahı Babaları
  3. Çamlıcalı Süreyya Baba
  4. Postacı Tayyar Baba
  5. Havzalı Muharrem Baba
  6. Eyüplü Postacı Ali Baba
  7. Rusçuklu Haydar Cemil Baba
  8. Turgut Koca Baba
  9. Kızılcıkdere’li Mehmet Baba

Allah ruhlarını şad-ı handân eylesin

Seçim sonrası Türkiye’ye gelen Ahmed Sırrı dedebaba’ya bırakınız Tarik-i Nazeninliğe, insanlığa sığmaz kelimelerle yüklenen, Tarik-i Bektaşiyye’nin edebine hiç de uygun olmayan bir tavır ile, “kadimi” mahlaslı Ali Rıza Öge adlı zat şunları söylemişti;

“Aradan dört beş gün geçtikten sonra İstanbul ’da Merdivenköy’deki vaka meydana çıktı. Yazdığım zatın birisinden aldığım bir mektupta manzumenizi okuduktan üç gün sonra bu vaka zuhur edince kendi kendime şöyle düşündüm. Yazdığınız bu manzume ile adeta bir keramet gibi bir iş yaptınız diyordu. Hâşâ biz keramet sahibi değiliz fakat bu kafasız, beyinsiz serserinin yaptığı hareketleri işittikçe neticenin bu yolda tecelli edeceğine hükmetmiştim. Bu adam o kadar cahil o kadar kalasız biri ki yaptığı hareketlerle hem yolumuzu berbat etti hem de birçok saf-dil insanları beraber sürükledi. Bir kere şurasını düşünmesi lâzımdı ki Türkiye’de tarikatlar mülgadır. Hiçbir suretle tarikat ayini yapılamaz, değil Mısır tebaası hatta Amerika tebaasından bile olsa bu memleketle oturduğu müddetçe bu memleketin kanunlarına riayete mecburdur. Bu sersem adam Mısır’dan gelirken derviş kisvesini bırakıp da sivil olarak gelse idi, yerinde bir iş yapmış olurdu. Fakat bu adam derviş değil çerviş bile olamamış, öyle ya sivil gelse idi sönük kalacaktı. Şimdiki gibi kimseden itibar göremeyecekti. Bu suretle hareketle kendisini pek yüksek görmektedir ki bu da dervişlik mefhumu ile taban tabana zıt bir keyfiyettir. Dervişin manasını pekiyi bilirsin ki “der kapu viş eşik”. Derviş olan olacaktır. Fuzulî ki sultân-ı şuarâdır vefatımda beni İmam-ı Hüseyin’in türbesi kapısı önüne defnedin ki ziyarete gelen herkes benim üzerime basarak geçsin demiştir. Dervişlik böyle olur.”

Halbuki Ahmed Sırrı Dedebaba, Mısır vatandaşıdır. Türkiye’nin kılık kıyafet kanununa tabi değildir. Tarikat fahirlerini gösteriş ve şöhretten ziyade günlük yaşamının bir parçası olarak kullanan bir mücerrettir. Yani laik olduğunu iddia edip, gizli mekanlarda tarikatların mülgasına dair kanuna aykırı hareket ederek tarikat fahirlerini bir kostüm olarak kullanıp, dışarı çıktığında takıyye yapmayan bir velidir. Türkiye’de maruz kaldığı hapis cezası kıyafetinden mütevellit değil, tarikat ayini tertip etmekten olmuştur. Bu konuda da asla pişman olmadığı açıktır. Acaba Merdivenköyü’nde ayn’ul cem sırasında basılan Ahmed Sırrı Dedebabayı kim veya kimler ihbar etmiştir? Ağacın kurdu, yine kendi özünden miydi?

Bu hususta Hazret-i Yunus Emre’den şu dörtlüğü aktarmayı ve takdiri siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

Kerametim var diyen

Halka salusluk satan

Nefsini Müslüman etsin

Var ise kerameti

Ahmed Sırrı Dedebaba’yı suçlayanlar ne hikmetse daha sonraki yıllarda, tarikat kıyafetleri ile fotoğraflarını gazetelerde ve mecmualarda boy boy neşretmekten çekinmemişlerdir. Bunlar da Ahmed Sırrı Dedebabamızın kerameti olsa gerek.!

Bu konu ile ilgili takdiri cümle akıl ve fetânet sahiplerine, hesabını ise Yüce Allah’a bırakıyoruz. Ancak Hz.Pîr’imizin kadîm öğretisi dört kapı – kırk makâmın ilk kapısı şeriat ise, şeriat kapısının ilk şartı ise iman etmektir. Biz Fukara-ı Bektâşîyân, Dedebaba olarak kabul edilmesi gereken kişinin sadece Ahmed Sırrı Dedebaba olması gerektiği imanındayız. Aynı O’nun gibi ötekileştirilsek de, karanlık içinde kalsak da biliyoruz ki bu karanlığın sonu Hazret-i Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli Sultan’ımızın nur-u ilahisidir. Post kavgası gütmeden, rah-ı hakikat için vakf-ı vücud olmuş, mesleği Bektaşilik, meşrebi Bektaşilik, beldesi Bektaşilik olan Ahmed Sırrı Dedebabamızın yolunu sürmeye, mütehhil olmayan, evlenip boşanmayan, sadık-ı yar mücerret-i penah bir Dedebabamızın, yolumuzu bir gün dört duvar arasından çıkaracağına olan imanımızı bir olarak diri tutmaya devam edeceğiz. Erkan-ı kıranlara, erkanı yok sayanlara,mücerretlik bitti diyenlere, erkana ilaveler ekleyenlere elbette ki hem Kuranî, hem kitabî hem dahi ilmi cevabımız çoktur. Lakin muhatabiyet makamı olarak Yüce Allah gayrısını almayız!

Kuran-ı Azimüşşan’ımızın Bakara suresi 154.ayette beyan eylediği üzere Yüce Allah:

“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” buyurmuşlardır.

Son Bektâşî Dedebabası Mücerreet Ahmed Sırrı Dedebaba’mızın Ruh-û revânları şâd û handân, himmet-i âlîleri talep edenlerin üzerine sâyebân ola!

Allah Dost!

Bedri Cumhur Doğu

BORNOVA KARŞIYAKALIDIR!



Bugün 19.12 Dünya Karşıyakalılar Günü.

Bugünün anlam ve önemine istinaden hazırladığım araştırmamızda yine ilk kez öğreneceğimiz bilgilerle dolu.

Karşıyaka tarihini araştırdıkça, yepyeni ve bilinmeyen bir çok konunun ortaya çıkmasından dolayı çok mutluyum. Ben bu araştırmaları naçizane normal mesleğim dışında, gönül verdiğim semtimin spor tarihine katkı koyabilmek, gençlerin bu konulara etkileşim sağlamaları amacıyla gerçekleştiriyorum.

Tam 88 yıl önce İzmir’in sporda öncü kulübü Karşıyakamız, Bornovalı gençlerle bir birliktelik gerçekleştirip, “Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali” isminde bir şube açmıştı.

Geçtiğimiz aylarda Bornova Belediyesi ile gerçekleştirdiğimiz basketbol altyapıdaki birlikteliğimiz ve bugün yani 19.12.2021 tarihinden itibaren futbol maçlarımızı oynayacağımız Bornova stadını da düşündüğümüzde, tarih tekerrürden ibarettir demek yanlış olmaz.

Bu dostluk ve birliktelik hareketlerinden anlıyoruz ki Bornova, Karşıyakalılar için kardeşten de öte bir semt. Ne zaman zorda kalsa, ihtiyacı olsa Bornovalılar evlerini, semtlerini Karşıyakalılara açmış olduğunu tarihi vesikalardan da günümüz spor hareketlerinden de teyit edebiliyoruz.

Bornova’nın ilk Türk kulübü, 1924 yılında kurulan Bornova Gençler Birliği’nin ve Bornova semtinin İzmir’e uzak kalması ve daha çok bir sayfiye kabul edilen bir konumda bulunduğu ve İzmir’de sporun temellerinin atıldığı herkes tarafından kabul edilen, gayrımüslim ve levanten ailelerin bu civarda yoğun nüfusu gibi etkenler, Türk sporunu İzmir’deki kadar yükselmemesinin başlıca nedenleriydi.

1925-26 sezonunda ilk kez İzmir mıntıkasında oynayan Bornova, sonrasında 1935-36 sezonuna kadar gayrı federe(mıntıka dışı) olarak çalışmışlardı.

İzmir mıntıka liginde Bornova İngiliz Takımı uzunca yıllar boy göstermişti. Bornovalı gençler, 1933 yılına gelindiğinde, sportif anlamda istedikleri hareket edemeyen Bornova Gençler Birliği’ne, İzmir’in Karşıyaka’sından bir dost ve rakip gelmişti.

Artık Bornova’da iki Türk takımı vardı.

Ve Bornova Gençler Birliği kurucuları, Atatürk’ün hocası kabul edilen Nezir bey başta olmak üzere Karşıyaka Lokali’nin Bornova’da faaliyet göstermesine destek ve girişimleri sayesinde bu sportif birliktelik gerçekleşmişti.

“Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali” olarak Bornova’da faaliyetlerine başlayan KSK, Bornova ecnebi(İngiliz) takımları ile maçlara başlamışlardı.

Atatürk’ün de hocası olarak kabul edilen, Bornova Gençler Birliği kurucularından, emekli binbaşılardan Nezir bey, Haşim ve Abidin beylerin teşebbüsleri ile Karşıyaka Spor Kulübü Bornova Lokali, 4 Haziran 1933’de resmen teşkil edilmişti.

İlk maçını 1932-33 yılı ikinci takımlar şilt ve lig şampiyonu KSK İkinci takımı ile yapan Bornova Lokali, 3-3 beraberlik ile biten maç sonrası, Bornova’da spora hareket getirmişti.

Bornova sporculuğunu yükseltmeye çalışan kulübümüz ve kulüp başkanımız Rifat(Kadızade) bey ve çeşitli üyeler de açılışta ikramlarda bulunmuşlardı.

İkinci maçını Altınordu Ecnebi Takımı ile yapan KSK Bornova Lokali, bu maçtan 1-0 mağlup ayrılsa da, kuvvetli bir takım olduğu tarihi kayıtlarda da mevcut olan bu takıma karşı mücadelesi takdire şayandı.

Yalnızca futbol değil, Bornova’daki sporculuğu derli toplu bir hale getirmek için kurulan KSK Lokali, Bornova Belediye’sinin eski ve zarif binasında faaliyete geçmişti.

Kulüp binasında çeşitli konferanslar vererek, faaliyet alanını genişletmiştir. Açılışından 15 gün sonra Doktor Galip bey tarafından sağlık hakkında, Osman bey tarafından da toplumsal konular üzerine verilen konferanslar çokça rağbet görmüş, zirai ve iktisadi konferanslarda hafta içinde verileceği beyan edilmişti.

57. Fırka Erkân-ı Harp Reisi Kazım bey, Nahiye müdürü, Belediye başkanı ve İzmir Ziraat Mektebi müdür muavini beylerin katılımıyla, eski belediye binasında bulunan kulüpte çeşitli toplantılar sonucu, lisan(yabancı dil) ve Denizcilik şubelerinin açılması ve bir kütüphane tesisi kararlaştırılmış ve bu işlerle uğraşmak için komiteler seçilmiştir.

1937 yılına kadar faaliyetlerini sürdüren Bornova Gençler Birliği ve KSK Bornova Lokali İzmir valisi Fazlı Güleç’in İzmir genelinde almış olduğu karar ile İzmir’deki 8 spor kulübünün 3 kulübe düşürülmesi kararını alarak, KSK ve Bornova takımları Yamanlar Spor adı altında birleştirmişlerdi. Kulüp merkezi Karşıyaka Halk Evi olacak şekilde Yamanlar Spor resmen ortaya çıkmıştı. Bu konu hakkında ilerleyen zamanlarda detaylı bilgileri aktaracağım.

İzmir’in kurtuluşuna müteakiben 1940’lara kadar olan kısımda, sporun gelişimi için çalışan Bornova Gençler Birliği’ni, KSK Bornova Lokalini ve Yamanlarspor’a dönüşümünü aktarmaya çalıştık. Bornova’da Türk futbolunun bilinmeyenlerini ilk kez aktardık.

Bende yaklaşık 4 sene sonra ilk kez Kaf Sin Kaf’ın futbol maçını izlemek için Bornova’ya gideceğim. Daha önce bu stadda sırasıyla Göztepe, Altay ve Altınordu’nun başarılarını göz önüne aldığımızda Karşıyakamıza, Bornova stadından Süper Lig’e kadar uzanan bir başarı hikayesi diliyorum.

Bütün bunların dışında, Bornova semt çevresinde olumlu ve pozitif şekilde taraftarımızın bu süreçte artacağını, Karşıyaka sevgisinin aşılanacağını düşünüyorum. Bunun için taraftarımızın Karşıyakalı duruşuna yakışır gidip, semte dönmesini dilerim.

Bizim, geçmişte yaşadıklarımıza kızgınlıkla, “ne işimiz var bizim 30 km ötedeki stadda” deyip, maça gitmeme lüksümüz yok. Karşıyaka taraftarını 30 km ötede olan bu stada gitmesine sebep olan, Zübeyde Hanım Stadımıza destek olmayan, engel olan kim varsa iki yakasında olacak ellerimiz.

Çünkü Biz Karşıyakalıyız.

Araştırmacı: Bedri Cumhur Doğu

BORNOVA KARŞIYAKALIDIR!


KAF SİN KAF BİSİKLETÇİLERİ

Karşıyaka Nostalji sayfamızda bu ay Kaf Sin Kaf’ın Bisiklet şubesinden bahsedeceğiz. Bildiğimiz üzere İzmir’de levanten aileler tarafından başlayan bisiklet sporu, Karşıyakalı gençlerin de ilgisini çekmiş, Karşıyaka Spor Kulübü bünyesinde başarılı sporcularımız yetişmiştir. Özellikle 1930’larda Karşıyakamız çeşitli şampiyonlar yetiştirmiştir. Keyifli okumalar.

 


19. yüzyıl’ın sonlarında Bornova’da levanten aileler tarafından bisiklet yarışları, atletizm müsabakaları içerisinde yer alıyordu. Karşıyaka’lı Rumların da bisiklet sporuna ilgisi aynı yıllarda vardı.


Osmanlı Devleti’nde halk, bisikletle ilgili bilgileri önce basından öğrenmiş ve kendilerine oldukça yeni olan bu alete Fransızca söyleminden hareketle “velospit” veya “velosipet” adını vermiştir. Çeşitli kaynaklarda detaylı bilgiler mevcut.

Cumhuriyet sonrası ise İzmir’de Türk kulüplerinde bisiklet sporuna önem gösteren kulüplerin başında Altay bulunuyor.

Kulübümüz bisiklet şubesinin yükselişi ise biraz daha geç gerçekleşmiştir.

İZMİR’DE İLK KEZ DÜZENLENEN 100 KM MUKAVEMET YARIŞLARI - 1928

1928 yılında Göztepe kulübü tarafından tertip edilen 100 km. mukavemet yarışı İzmir şehri için bir ilkti. İzmir’de bu zamana kadar(askeri ve sivil) ilk kez bu uzunlukta bir müsabaka organize edilmiştir.

Burada şunu ifade etmemiz gerektir ki, Karşıyaka Spor Kulübü yanında Karşıyaka Sebat Kulübü de bu yarışa katılmıştı. Kulübümüz sporcusu Abdullah bey yarışı kazanmış, Göztepe’den Macid bey ikinci olmuştu.

Kokaryalı’daki köprünün sıfır numerolu kilometresinde,yeni Türkçe rakamlara sahip 11 bisikletçi hazırdı.
Sabah saat 08:00’de başlayan yarışa katılan kulüpler şöyleydi;

Karşıyaka Sebat kulübünden 3 kişi: Faik, Niyazi ve Agah beyler.

Sakarya kulübünden 2 kişi: Tevfik ve Sami beyler

Altay kulübünden 1 kişi: Necdet bey.

Karşıyaka Spor Kulübünden 2 kişi: Abdullah, Feyzi beyler

Göztepe kulübünden 3 kişi: Macid, İsmail Seydi, Yusuf Ziya beyler.

 

Yarış rekorunu kıran Kaf Sin Kaf’tan Abdullah bey 4 saat 4 dakika 30 saniye’de 100 km’lik yarışı kazanmıştı.

1930’larda ise Kaf Sin Kaf mıntıka bisiklet şampiyonluğunu defalarca kazanmıştı. Niyazi, Hanri ve Riri Korsini isimli bisikletçilerimiz uzun seneler bisiklet şampiyonluklarında derece yapmışlardı.

Hatta Niyazi bey’in 1932’de mıntıka yarışlarında kırdığı rekor, Dünya Rekoru muadilinde olduğu, ve federasyona resmen bildirildiği gazetelerde yazılmaktaydı.

Bu şampiyonluklarımızdan birkaç örnek verelim, Karşıyaka’nın bir “Spor Kulübü” olduğunu ve hem bu şehrin hem de Türk sporunun öncü kulübü olduğunu aktaralım sizlere…

1932’de Bornova – Mersinli arası 1 km. müsabakaya katılan Niyazi bey 1 dakika 50 saniye ile dünya rekorunu kırmıştır. Yine aynı gün Göztepe-Urla arası 40.km’de rekor kırmamış olsa da en yakın rakibine 400 metre fark atmıştı.

Balkanlarda yapılacak Milli Takım seçmeleri 1934 yılında Urla yolunda yapılmıştı. 80 km’lik bu yarışa katılan kulüpler şöyleydi:

Karşıyaka Spor Kulübünden: Niyazi ve Hanri beyler.

Altay’dan: Mustafa, Mehmet ve Pol beyler.

İzmirspor’dan: Kazım, Süleyman ve Şevket beyler.

 

Müsabakalar Narlıdere’den sonraki 15.km’den başlanarak, Urla İskele’den dönülerek 80.km’lik bir yarış olmuştu.

Yarışı Hanri bey kazanmış, ikinci ve üçüncü Altaylı sporcular olmuştu.

1935 yılında ise kulübümüz sporcularından Riri Korsini yine Balkan oyunları için Milli takım seçmelerinde Güzelyalı-Urla iskele arası 50 km’lik yarışta birinci gelerek başarılı olmuşlardır.

1936 yılında yine Korsini, İzmir mıntıka şampiyonu oluyordu.

Ayrıca güzel bir bilgi daha verirsek, önceki yazılarımda bahsettiğim, 1923 yılında Karşıyaka’da kurulan Yeşil Yuva isimli mektebli çocukları yetiştiren kulüp, ismini Karşıyaka İdman Ocağı olarak değiştirip, 1928 yılına kadar İzmir mıntıkasında bulunmaktaydı. Bu kulübün kurucu futbolcularından ve sonraki dönemde Karşıyaka Spor Kulübü’nün önemli futbolcularından olacak “Keresteci” lakaplı Ziya Köknar’dan bahsetmek isterim.

Ziya bey, İzmir’in ilk motosiklet kulübü olan Harley Davidson kulübünü aynı yıllarda kurmuştu.

Kısaca aktardığımız Kaf Sin Kaf Bisiklet şubemizin, İzmir şehrinin öncü şubelerinden olduğunu defaten sizlere aktarıyorum.

Böylesine önemli ve tarihi sporcular yetiştiren kulübümüzün tarihine koleksiyonumdan, 1929 tarihli Kemalpaşa seyahatine giden bisikletçilerimize ait fotoğrafı armağan ediyorum.  

İyi ki varsın Kaf Sin Kaf…

Araştırmacı: Bedri Cumhur Doğu

 

 KAF SİN KAF BİSİKLETÇİLERİ - KARŞIYAKA HABER GAZETESİ