Karşıyaka'nın ilk kalecisi Milli Mücadele Kahramanı Kenan Or

Milli Mücadele Kahramanı,

İlk Kalecimiz Kenan Bey

Bugün Dünya Karşıyakalılar Günü…

19.12 tarihi ile “Karşıyaka Türk Mümarese-i Bedeniyye Terakki Kulübü”nün kuruluş tarihi olan 1912 senesine nazire yapan bize göre yılın en güzel günü…

Her yıl 19 Aralık’ta kutlanmaya başlayan “Dünya Karşıyakalılar Günü” münasebeti ile bizde yeni bir proje ile dünyanın herhangi bir yerinde “Biz Karşıyakalıyız” diye haykıran Karşıyaka sevdalılarına, 108 yaşındaki Karşıyaka Spor Kulübü’müzün tarihinden ilk kez duyacağınız hikâyeleri naçizane aktarmaya çalışalım istedik.

“Türk Sporu”nun memleketimizde gelişimini incelediğimizde, memleketimizde tamamen gayrı Müslim ve Levantenlerin söz sahibi oldukları sportif ortam dolayısı ile biraz daha geç gelişmesine neden olmuştu.

İşgal yılları, savaşlar, yoksulluk gibi diğer etkenler de bu durumun sebeplerindendi.

1912’ye gelinceye kadar bu süreç bu şekilde devam etmişti.

1912 yılında İzmir’in kuzeyinde bir grup genç, bugünkü Çocuk Yuvası’nın bulunduğu arazide Karşıyaka’nın Rum gençlerinden oluşan futbol takımını izlemekle yetiniyordu.

Oynamak istiyorlardı ancak ne maddi durum ne de manevi ortam buna müsait değildi.

Her ortamda hor görülmüşlerdi.

Ta ki 1 Kasım 1912’ye kadar.

1 Kasım 1912 tarihinde İzmir şehrinin kuzeyinde bir devrim olmuştu.

Hava hafif yağmurluydu.

Karşıyakalı komşumuz Omiros’un arazisinde zeytin ağacı altında toplanan bir avuç delikanlı, aralarında para toplayarak bir meşin yuvarlak almışlardı. Ve birbirlerine söz vermişlerdi.

“Eğer bir mücadele var ise biz de bu mücadelede yer alacağız, vazgeçmeyeceğiz” diyerek, bu büyük sevdanın tohumunu atmışlardı.

1914 sonlarında “Müdafaa-i Milliye Cemiyeti”nin kurucuları artık yok sayılmayı kabul etmeyerek memlekette top yekûn bir seferberlik başlattılar.

Ve “Karşıyaka Müdafaa-i Milliye Cemiyeti” saflarında kulübümüz ortaya resmen çıkıyordu. Yıllar yılları kovaladı, savaşlar devam etti.

Kulüp mütareke dönemi dağıldı,tüm kurucularımız memleket için hizmet etmek maksadıyla çeşitli görevlendirmeler çerçevesinde bu Kuvâ-yı Milliye saflarında Kurtuluş Savaşında savaştı.

İşte bu ilk yazımızda anlatacağımız hikaye kulübümüze ve şehrimize âşık olmuş, Cumhuriyet dönemi sonrası ilk kalecimiz ve Kuvâ-yı Milliye kahramanı Kenan bey efendinin hikayesidir.

Kenan bey (Or), o sezon(1922) namağlup ve gol yemeden İstanbul Ligi şampiyonu olmuş Fenerbahçe Futbol Takımı’nın kalecisiydi.

Hatta dönemin, Fenerbahçe Kulübü Fahri Başkanı, Halife Abdülmecid'in oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi, bu takımı tebrik etmek için buluşmuşlardı.



Bu buluşmadan 2 ay sonra, Fenerbahçeli futbolculardan takım arkadaşları Şehit Nâhit (Çokbaşaran), Kâmil (Rona), Ethem (Bellisan), ve Dr. Refik (Kuntol) ile beraber Anadolu'ya gidiyor ve Sakarya Cephesi'nde subay olarak görevlendiriliyorlardı.

Kaleci Kenan, daha sonra Albaylığa kadar yükselirken, Mustafa Kemal'in 1922 Temmuz ayında Akşehir'de yaptığı, kritik toplantıda da yer alıyordu.

Hatta Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taarruz kararını aldığı Akşehir’de gizli bir toplantıda komutanları bir araya getirmek amacıyla, 28 Temmuz 1922’de düzenlenen futbol maçı, ülkemizin kaderini değiştiren tarihi bir olaydır.

Atatürk Nutuk’ta bunu, “28 Temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol maçını görmeleri ileri sürülerek, ordu komutanları ve bir takım kolordu komutanları Akşehir’e çağrıldı. 28/29 Temmuz gecesi, komutanlarla genel olarak saldırı konusunda görüştüm” sözleriyle ifade etmektedir.

1920 – 1922 tarihleri arasında Fenerbahçe’nin kaleciliğini yapan Kenan bey, 1922 yılında Üsteğmen olarak Milli Ordu’ya katılmış, yukarıda bahsettiğimiz Akşehir’de düzenlenen futbol maçında kaleyi koruyan milli mücadele kahramanı Kenan bey’di.



İzmir’in büyük istirdâtına (kurtuluşu) müteakip İzmir’e yerleşmişti. İzmir’de 1924 ve 1925 yıllarında, yeniden canlandırılan Karşıyaka Gençler Birliği kulübümüzün kalesini koruyordu.

1925 yılında organizasyonu ile Fenerbahçe takımının ilk yurt içi seyahatinin yapılmasını sağlayan Kenan Bey, Akdeniz Üs Komutanı ve aynı zamanda Türkiye’nin ilk futbolcularından Fenerbahçe’li Fuad Hüsnü beyden yardım isteyip Fenerbahçe’nin İzmir’e Gülnihal Vapuru ile getirilmesinde büyük rol oynuyor.

1924-25 İzmir Mıntıkası Futbol Ligi Yarı Final Müsabakası ve Hatalı Paylaşımlar

Paylaşacağım fotoğraf hatalı olarak üzerine “1923 – Karşıyaka Spor Kulübü” yazılmışsa da fotoğrafın kısaca öyküsünü anlatalım.



Fotoğraf 22 Ağustos 1924 tarihine ait.

Karşıyaka Spor Kulübü’nün ortaya çıkmasına henüz yaklaşık bir sene var.

O dönem kulübümüzün adı Karşıyaka Gençler Birliği.

Kulübümüzün o dönemki başkanı olan kurucularımızdan Kadızâde Zühtü bey, kulübümüzün Cumhuriyet sonrası ilk futbolcuları; Mamako ismiyle maruf Saim bey, ilk milli futbolcumuz Vahyi bey, İsmail bey ve Necati bey fotoğrafta seçilebiliyorlar.

Fotoğraf, 1924-25 yılı İzmir mıntıkası yarı final müsabakasından öncesine ait.

Altınordu ile üç defa maç yapmamıza rağmen yenişemediğimiz için, dördüncü maç oynanıyor.

Maçın hakemi İdman Ocağı’ndan Said bey. Maçta Karşıyaka’mız Necati beyin muazzam golü ile 1-0 öne geçiyor, fakat Altınordulular golden sonra ofsayt olduğu gerekçesiyle itirazlarda bulunuyor.

Hakem golü veriyor.

Yapılan lobi faaliyetleri ile usüle uygun şekilde Tayyare takımından Selahattin beyi transfer etmiş olan Karşıyaka Gençler Birliği’ni futbol heyetine şikâyet ediyor.

Halk galeyana gelerek sahaya iniyor ve maç yarıda kalıyor.

Futbol heyeti maçın nihai sonucunu ayrı bir toplantı ile belirliyor.

Futbol heyetinin kararı ile maç geçersiz sayılıyor ve Altınordu finale yükselen takım oluyor.

Kenan bey 1924 ve 1925 yılları İzmir Ligi’nde Karşıyaka Gençler Birliği forması altında sayısız maça çıkmış, 1924’te yarı final, 1925’te ise final maçlarında kalemizi korumuştu.

Milli mücadele kahramanı, Kaf Sin Kaf’ın ilk kalecisi Kenan bey’i rahmetle anıyorum.

Ülkemiz tarihinde çok önemli yer teşkil etmiş olan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi İstanbul Liginde bağımsızlık mücadelesi vermiş takımlar gibi İzmir’de Karşıyaka ve Altay bu mücadeleyi veriyordu.

Aslında tüm bu saydığımız takımların amaçları, hedefleri gençleri spora yöneltip, dostluğu, sporu ve paylaşımı yeni kurulan bir ülkenin gençlerine aşılamaktı.

Aslında kuruluşları birbirini takip eden bu Türk kulüplerinin yalnızca forma renkleri farklıydı.

Hepsi aynı amaca hizmet etmişlerdi.

Ve öncü olmuşlardı.

Onlar ırkçı değillerdi, işgale direnmişlerdi,

sadece adalet istemiş ve hakları olan bağımsızlığı talep etmişlerdi.

Ve yüz yıldan fazladır mücadeleye devam ediyorlar.

Belki İstanbullu dostlarımız bu mücadelede sportif anlamda daha fazla başarılı olmuş olabilir.

Ancak bizim için sportif başarıdan daha önemli olan bir şey var ise o da mücadele etmektir.

Yazar ve fikir adamı Samuel Beckett’in dediği gibi "Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil."

Bu vesile ile bize bu sütunlarda Karşıyaka’nın bilinmeyenlerini aktarma imkânı veren Avni Erboy ağabeyimin, bu yazıların sizlere ulaşmasında kıymetli emekleri bulunan Mert ve Yiğit Erboy kardeşlerimin, sosyal medyadan yazılarımız ve aktardıklarımız ile alakalı olumlu-olumsuz fikirlerini aktaran kıymetli hocalarımızın ve kalbinde Karşıyaka sevgisi olan tüm Karşıyakalıların 19.12 Dünya Karşıyakalılar Gününü kutlarım.

Biz Karşıyakalıyız.

Araştırmacı: Bedri Cumhur Doğu

ARAŞTIRMA YAZISININ HER HAKKI SAKLIDIR. AŞAĞIDA BELİRTİLEN LİNKİ KAYNAK BELİRTEREK PAYLAŞILABİLİR.

KARŞIYAKA HABER GAZETESİ DÜNYA KARŞIYAKALILAR GÜNÜ



  

KARŞIYAKA TÜRK MÜMARESE-İ BEDENİYYE TERAKKİ KULÜBÜ / 1915 yılına ait yeni belgeler

KOCA ÇINAR KAF SİN KAF 108 YAŞINDA..!

Karşıyaka Spor Kulübü tarihi araştırmalarımız, Karşıyaka Nostalji sayfamızda hız kesmeden devam ederken, 108. Yılına giren kulübümüzün kuruluşuna dair yeni belge/bilgiler bulmanın heyecanıyla bu yazıyı hazırladık. Detaylarını yazımızda okuyacağınız Kaf Sin Kaf’ın onurlu hikayesi, 1912 yılında hafif yağmurlu bir günde, bir zeytin ağacı altında başlayan, bir milletin varoluş ve başkaldırı hareketinin lokomotifi haline gelmiş sportif örgütlenmenin adı Karşıyaka Spor Kulübü oluyordu. Keyifli okumalar.

 



19. Yüzyılın sonlarında memleketimizde olduğu gibi dünyada da spor ve özellikle futbol gelişmeye çalışan bir evredeydi. Osmanlı Devleti'nde kurulan kulüplerin çoğu yabancıların ve azınlıkların kurduğu kulüplerdi. İstanbul, İzmir, Selanik gibi kozmopolit şehirlerde Türklerde kulüp kurarak yabancılarla mücadele etme hevesine düşmüşlerdi. İzmir'de Türk gençlerinin kurduğu ilk kulüp olan Karşıyaka Türk Mümarese-i Bedeniye Kulübü ile birlikte bu evrede sportif anlamda bir anlamda “devrim” gerçekleşiyordu. 1908 Meşrutiyet sonrası memleketin her köşesinde faaliyette bulunan İttihat ve Terakki tarafından futbol kulübü olarak kurulan takım, zaman içerisinde diğer spor dallarında da şubeler açarak ve gençleri spor yapmaya teşvik ederek günümüzde hala varlığını devam ettiren ender Spor Kulüplerinden biri olma unvanını korumaktadır.

Karşıyaka’nın kuruluşu hakkında ilk kaynak, kurucularımızdan Kadızade Zühtü Işıl’ın, Gazeteci-Yazar Yaşar Aksoy’a anlattıklarıdır. Zühtü bey şöyle anlatıyordu;

"Aramızda ilk defa bir topluluk kurmaya 5-6 arkadaş o günlerde bu arsada karar verdik. Ağabeyim Kadızade Raşit, teyzezadem Süreyya İplikçi, ben, Refik Civelek, Osman Nuri, Örnekköylü Hüseyin, bir zeytin ağacının altında hafif yağmurlu bir günde biz de bir kulüp kurmayı tasarlamıştık. İçimizdeki milli heyecan bir yangın gibi ateş almıştı.”

 

Aynı görüşmelerin birinde kurucularımızdan Sadi İplikçi ise şöyle anlatmıştı;

"Sene 1912, Karşıyakalılar bir spor kulübüne kavuşuyorlar, sevinç içindeler. Büyüklerimiz Omiros’un tarlasını temizlemişler, seyyar kale direklerini dikmişler, üstüne de gaytan ipini çekerek kale kurulmuş aralarında oynuyorlar. Biz küçükler de kalenin arkasına topun kaçmasını bekliyoruz. Yakalayıp ayakla vurup kendilerine gönderelim diye. Rumlar o sırada Karavokiri Tarlası’nda top oynarlardı. Soğukkuyu Caddesi’nde demiryoluna nazır Hacı Ziya Bey’in evlerinden birisini büyüklerimizden Hüsnü Tonak, Tahir Bor, merhum Avukat Fevzi Fikri Altay, Raşit Kadızade, Süreyya İplikçi, Sezai Çullu döşemişler, bir de çaylı toplantı düzenlemişler, sporseverler ile sporcu gençleri davet etmişlerdir. Biz küçüklere de çay, pasta tevzii için vazife vermişlerdi. Küçük, büyük herkes sevinçli idi. Karşıyaka Mümareseyi Bedeniye Kulübü resmen kuruluyordu…”

 

Yine kulübümüzün ilk umumi(genel) kaptanı Cemal Ahmed Umar’ın 1926 yılında Spor Alemi dergisinde kendisine sorulan  “İzmir Şampiyonu Karşıyaka Kulübü’nün Mazisi” başlıklı makalesinde kuruluşumuzu;

“Günün birinde, ‘Karşıyaka Kulübü nasıl teessüs etti (kuruldu)?’ diye bir sual karşısında bulunacağımı düşünse idim ve bu suale de benim cevap vermekliğim lazım olduğunu bilseydim, kulübü ilk defa tesis edenlerden küçük yaşımda malumat toplamaya çalışırdım. Fakat o zamanlar ne ben buna ihtimal vermiş ve ne de müessisler (kurucular) bunu düşünebilmişlerdi. İzmir’in eski sporcularıyla Karşıyakalıların pekâlâ hatırlayacakları üzere, Karşıyaka’da ‘Omiro Tarlası’ denilen o zamanın asri (modern) stadyumunun topraklarında, henüz yeni alınan ayakkabılarını topa ve topla beraber toprağa vurarak burnunu beyaz bir nesne şekline getiren futbol meraklılarının akşam eve dönünce işittikleri ağır sözler bile buranın cuma günleri kalabalık bir meraklı kitlesi toplamasına mani olamazdı. İşte, biz o zamanın kale arkası futbolcularındanız. Görüyorsunuz ki, mazimiz ne kadar şereflidir. Kale arkasında büyüklerin top atmasını bekleyip yumrukla topa vurmaya pek meraklı olan kaleciye topu atmak, bizim için pek zevkli idi. Bazen topa verdiğimiz yanlış falso neticesi top kaleciye gitmezse arkamıza yerden alma küçük bir taş da yerdik. İşte bu bizim gibi, kale arkası futbolcularına taş atan ve bize kale direği taşıtan futbolcular 328 (1912) senesi Eylülü’nün on ikisinde ‘Karşıyaka Kulübü’ diye bir spor kulübü yaptılar….” Diye anlatmıştı.

Anlatım ve sözlü tarihten ziyade, bizim Karşıyaka’nın kuruluşu ile ilgili bulabildiğimiz ilk evrak 19 Kanunuevvel 1330 - 01.01.1915 tarihli Ahenk gazetesindeki “Karşıyaka Terakki Kulübü”nün kuruluşu. Gazete haberinde adı geçen Karşıyaka Terakki Kulübünün tam adı ise KARŞIYAKA TÜRK MÜMARESE-İ BEDENİYYE TERAKKİ KULÜBÜ. İlgili tarihteki haber şöyle;

"Her türlü mümarese-i idmaniyeye (beden eğitimine) hizmet etmek emeliyle Karşıyaka’da (Terakki) namı altında (ismiyle) bir kulüp tesis edilmiştir. Kulüp, Karşıyaka Müdafaa-i Milliye Şubesi dairesindedir. Futbol oynamak, kayıkta kürek çekmek, koşmak, yürümek gibi her birisi menafi-i azimeye mucip olan (önemli yararlara neden olan) enva’i idmanlar (çeşitli beden eğitimleri), sporlar icra etmek isteyen gençlerimizin, bugünkü cuma gününden itibaren muamele-i kaydiyelerine ibtidar edilecektir (kayıt işlemlerine başlanacaktır). Muamele-i kaydiyenin cuma günleri zevali saat (öğleden sonra) ikiden altıya kadar ve eyyam-ı sairede (diğer günlerde) beşten sekize kadar icrası karargir olmuştur".


Kaynak taramalarımızda bulduğumuz 28 Ocak 1915 tarihli gazete haberi ile 30 Ocak 1915 tarihli gazete küpürlerini Karşıyaka camiasına hayırlı olmasını temenni ederim.

Belirtmiş olduğum iki gazete haberinin ilkinde 28 Ocak 1915 tarihinde yapılan müsabakanın çağrısı ve bilgisi şöyle anlatılmış;

“Karşıyaka Müdafa-i Milliye Cemiyeti’nin himayesi altında kurulmuş olan “MÜMARESE-İ BEDENİYYE TERAKKİ KULÜBÜ” ilk defa olarak İZMİR İTTİHAD VE TERAKKİ MERKEZ TİCARET MEKTEBİ” Birinci Futbol Takımıyla bugün Karşıyaka’da OSMAN PAŞA CAMİİ ŞERİFİ YANINDAKİ MEYDANLIKTA alafranga saat ikide(14:00) bir yarış yapacaktır. “


Kıymetli Prof.Dr.Yavuz Çorapçıoğlu tarafından gönderilen harita 1930'lara ait. Yeni bulduğumuz belgede adı geçen "meydanlık" yani "Omiros Tarlası" 1 veya 2 numara ile işaretlediğim alan büyük ihtimalle. Orphanage ise Çocuk Yuvası.






Haberde geçen “Osmanpaşa Camii yanındaki meydanlık” , Karşıyakalı gençlerin, 1912 yılında bir zeytin ağacı altında kurdukları OMİROS TARLASI dediğimiz şimdiki Karşıyaka Çocuk Yuvası’nın bulunduğu alan.

Bulduğumuz diğer haberde ise, kurucularımızın tamamının beyanında belirtilen yani 1912 yılında, gayrı resmi olarak kurulmuş, mücadele başlamış fakat 1915 yılına gelindiğinde mücadelenin resmileşmesi için hukuki boyut kazanmış ve Karşıyaka Müdafaa-i Milliye Cemiyeti himayesinde RESMEN Kaf Sin Kaf ortaya çıkmıştı.

İZMİR genelinde gayrı müslim ve Türk olmayanların spordaki üstünlüğünü, 1912 yılında Karşıyaka, 1914 yılında Altay kulübü ile mücadele boyutunu hukuki ortama taşıyan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, şehirdeki Türk varlığını ortaya koyup, bir anlamda ÖRGÜTLÜ MÜCADELE olması gerektiği için bu iki kulübümüzü tesis ettiğini tahmin ediyoruz.  Kulübümüzün tam adı yukarıda belirttiğimiz üzere “KARŞIYAKA TÜRK MÜMARESE-İ BEDENİYYE TERAKKİ KULÜBÜ”

İlgili haber şöyle;

“Evvelsi gün yazdığımız veçhile Karşıyaka’da, KARŞIYAKA TÜRK MÜMARESE-İ BEDENİYE KULÜBÜ ile İttihad ve Terakki Mektebi arasında yarış yapılmıştır.

Neticede “MÜMARESE-İ BEDENİYYE KULÜBÜ” sıfıra karşı üç gol ile (3-0) kazanmıştır.

Türklüğün gücünü yükseltmeye çalışan her iki kulübü de kutlular ve bu yolda çalışmalarına devam etmelerini dileriz. “

 

 

Kuruluşumuzdan birkaç sene sonra memleketin işgali ile birlikte kulübümüz dağılmıştı. Herkes cephelere koşmuştu. Ta ki 1922 büyük istirdat(kurtuluş)’a kadar. 1922 senesinde toplanan 58 Karşıyaka sevdalısı yeniden buluşup Karşıyaka Gençler Birliği namında bir kulüp tesis ettiler. İzmir gazeteleri aynı süreçte, bir başka Karşıyaka kulübünden daha söz etmektedir: Karşıyaka İdman Ocağı. 1925  yılının ortalarına doğru adını bu günkü şekliyle KARŞIYAKA SPOR KULÜBÜ olarak değiştirerek, 1926 veya 1927 yılından itibaren KARŞIYAKA İDMAN OCAĞI ile birlikte iki kulübün birleşmesi daha da güçlendiriyordu.

1925 yılında oynadığımız tüm kupaları ve İzmir mıntıka şampiyonluğunu kıl payı kaçırdığımız 1925 senesini ve tarihimizin bilinmeyenlerini ilerleyen aylarda gazetemizde neşr etmeye niyetliyiz.

1926 yılında İzmir mıntıka şampiyonu olarak tüm Türkiye’de adından söz ettiren Karşıyakamız, dönemin basın yayın organlarında sürekli yer alıyordu.

1926 yılında kulübümüzün kurucu futbolcularından ilk milli futbolcumuz Vahyi bey ise iki defa milli formayı giyerek, Altay’lı Hamid bey’den sonra İzmir’de milli formayı terleten ikinci futbolcu oluyordu.

1925 ve 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk kulübümüzü iki defa ziyaret ediyordu.

1930’larda ise Bisiklet, Yüzme, Denizcilik, Tenis, Güreş ve Atletizm gibi dallarda Türkiye ve Dünya rekorları kulübümüz sporcuları tarafından kırılıyodu.

Kuruluşumuzdan, erken Cumhuriyet dönemine kadar olan bu süreçte başarıları, devamlılığı ve 108 yıldır 18 branşta faaliyetleri ile Türkiye’nin en önemli kulüplerinden birisidir Kaf Sin Kaf.
Kaf Sin Kaf’ın bizlere emanet ettiği ümit ve aşk hikayesini kısaca aktarmaya çalıştım. 108 yaşını deviren kulübümüz hakkında hala ortaya çıkmamış, kaynak taraması yapılması gereken çok fazla konu olduğunun farkındayım. Özellikle Karşıyakalı gençleri , Karşıyaka tarihini, kaynaklarından doğru bilgi/belgeler ile ortaya çıkarmaya, hamasi sözler ile değil daha çok çalışarak Karşıyaka Spor Kulübü’ne büyük güç katmaya davet ediyorum.

Yaşa-Varol KafSinKaf!

 

Araştırmacı : Bedri Cumhur Doğu 

İzmir'de tahrip edilen Bektaşi mezar taşları

Tarîk-i Nâzenîn'den Ali Rıza Bey Baba erenler ve Midilli'li Mücerred Haydar Baba erenler'in medfun bulunduğu Karabağlar - Paşaköprü mezarlığında, mezar taşlarına yapılan saldırı ve tahribattan bahsettik. 

Link: İLKSES GAZETESİ BEKTAŞİ TÜRBE TAHRİBAT HABERİ

Paşaköprü Mezarlığında bulunan, Osmanlı devleti tarafından defalarca ödüllendirilmiş, hayırsever İzmir - Aydın Demiryolları Arazi Müdürü aynı zamanda Bektaşi babası Ali Rıza Bey baba ve Kadifekale sırtlarındaki Yusuf dede Bektaşi dergah haziresinden kalan son örnek Midillili Mücerred Haydar baba'nın mezartaşlarının tahrip edilmiş ve içler acısı halini paylaştık. 1 nolu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2019 yılında aldırmış olduğumuz "restorasyon yapılabilir" kararının yetkililer tarafından uygulanması gerekmektedir. Konuyla ilgili Link; Ali Rıza Bey Baba ekşisözlük

 











Mısır Şampiyonu El İttihad İzmir'de

Karşıyaka Nostalji sayfamızda bu ay sizlere, tarihimizin en önemli ziyaretçilerinden birini, 1926 yılında Mısır şampiyonu El-İttihad İskenderiye takımını ağırladığımızdan bahsedeceğiz. İlk kez detaylarını okuyacağınız bu müsabakaların İzmir futboluna getirdiği hareketlilik, yeni kurulmuş bir ülkenin bu kadar başarılı bir organizasyonu daha tamamlaması ile sonuçlanıyordu. Alsancak stadyumunun o güne kadar ki en yüksek seyirci kapasitesini aştığı, yaklaşık 6bin seyirciden fazla kişinin stadyumda olduğunu dönemin basın yayın organlarından öğreniyorduk. Keyifli okumalar.

 

El İttihad takımı ziyaretlerde ve sportif faaliyetlerde bulunmak üzere Türkiye’ye gelmişti.

İzmir’e de konuk olan Mısır temsilcisi, Karşıyaka ve Altay takımlarının yapmış olduğu

karma ile oynadığı iki maçta da galip gelmişti. Oldukça güçlü olan bu ekibe karşı

alınan mağlubiyetlerin, futbollarını geliştirmek isteyen İzmirliler için pek üzücü

olduğunu söyleyemeyiz. O dönemde amaç her zaman kazanmak değil, yeni ayağa kalkan Türk futboluna olumlu manada bir şeyler katmaktır. 



Şadırvan Camii Çizimi - Sir George Scharf

Şadırvan Camii tasviri. 1840 tarihli çizim, ünlü İngiliz gravür ustası Sir George Scharf'ın Sir Charles Fellows ile yaptığı seyahatten...


Ege'de İlk Türk Kooperatifi : Balçova İtibar ve Satış Ortaklar Sandığı

 İzmir'de doğrudan üreticinin katılmasıyla kurulan ilk kooperatif..

O günkü adıyla Balçova İtibar ve Satış Ortaklar Sandığı...

Fotoğrafta ortadaki sarıklı zat; Müftü Cevherizade Ahmed Hamdi efendi, yanındaki siyah takım elbiseli İttihat ve Terakki İzmir katib-i mes'ûlü Celal(Bayar) Bey'dir. 


"Mahmut Celal Bey, İttihat ve Terakki Fırkası adına ihracat şirketi kurmak için girişimde bulunarak, İzmir’de ticaret hayatında başarılı olan Muammer Bey (Latife Hanımın babası) ile birlikte ihracat ve ithalat yapan bir şirket kurmuştur. Mahmut Celal Bey’in bu dönemde ilgilendiği diğer bir konu da kooperatifçilik olmuştur. Kapitülasyonlar nedeniyle ekonomik girişimlerde yabancıların konumunun Türklere göre daha uygun olduğu bir ortamda, kapitülasyonlara karşı kooperatifçiliğin bir mukavemet noktası olduğunu değerlendirmiş, satış ve kredi kooperatifçiliği ile ilgilenmiştir. Hem propaganda yapmak, hem de örnek bir teşkilat oluşturmak gayreti içine girmiş, halkın verecek parası olmadığından, tüccarlardan topladığı para ile kooperatifçiliğe başlamıştır. İzmir’deki palamut üreticileri için bir kooperatif kurularak Rum aracıları ortadan kaldırılmış ve fiyatlar yukarıya çekilmiştir. Benzer şekilde, “Zirai istihsal (üretim) ve istihlak (tüketim)” kooperatifi Balçova’da kurulmuştur. Bölgeye özgü olan kuru incir, kuru üzüm, pamuk gibi ürünlerin fiyatlarının üreticilerce belirlenmesini sağlamıştır.* "

*MİLLİ MÜCADELEDEN CUMHURBAŞKANLIĞINA KADAR CELAL BAYAR (1919-1950) Doktora Tezi - Gültekin Kamil BİRLİK  



İzmir’e gelen İlk Yabancı Rakip : Bulgaristan Şampiyonu Levski



20.Yüzyılın başlarında, özellikle İstanbul’da hızlı bir şekilde artan futbol sevgisi, 1912 yılında Karşıyaka ardından 1914 yılında kurulacak olan Altay Kulübü ile İzmirli Türkler içinde heyecanlı olmaya başlayacaktı. Bu tarihlere kadar İzmir’deki spor sahalarında yalnızca Rum, Ermeni, İngiliz ve İtalyanların kurmuş oldukları takımlar etkili olurken, Türkler savaş ve maddi imkansızlıklar nedeniyle etkili olamıyorlardı. 20. yüzyıl başlarında, İzmir’deki duruma baktığımızda 1912 yılına kadar; Pelops, Panionios, Apollon, İskos, Karavokiri, Midilli, Vanderers, Apetyan, Scholl, Evangelidis, Amerikan Koleji Takımı ve Garibaldi gibi takımlar kendi aralarında yaptıkları müsabakalar ile spor hayatında etkin olmuşlardı.


1925 yılının Eylül ayında İzmir spor hayatı yepyeni bir hareket ile hareketleniyordu. Uzun yıllar süren savaşın ve düşman işgalinin izlerini silmeye çalışan İzmir halkına bu konuda en büyük desteklerden biri de futbol kulüplerinin düzenlemiş oldukları maçlardı. Levski takımının İzmir seyahatini Karşıyaka Spor Kulübü organize etmiş, müsabakaların 9 Eylül’e denk getirilmesi için Spor Alemi dergisi baş yazarı Çelebizade Said Bey’in yoğun çalışmaları olmuştur. Said Bey’in yanı sıra Karşıyaka Reis-i sanisi(İkinci Başkanı) Zühdü(Işıl) Bey ve Heyet-i İdare azasından Cemal Ahmed(Umar), Altay’dan takım kaptanı ve reisi Hamid ve Refet Ahmet Beyler misafirlerin ağırlanmasında yoğun çaba sarf etmişlerdi. İzmir’in en köklü kulübü olan Karşıyaka’nın organize ettiği etkinlikte, Bulgar şampiyonu olan Levski Takımı, İzmir’de üç maç yapacak ilk maçını Karşıyaka ile oynadı ve bu maçtan 2-1 galibiyetle ayrıldı.


Bu maça şu kadro ile çıkmıştık:
Malik
İsmail – Sezai
Vahi – Saim – Ali
Hamid – Halil – Nevzad – Orhan – Necati

Levski takımı da “Ala Mavi” forma ile sahadaydı.
Maç sonrası dönemin gazetelerine göre Karşıyakamız şimdiye kadar oynadığı en güzel oyunu oynadığı ancak Levski takımının Bulgar milli takımına 9 oyuncu verdiğini ve çok güçlü olduğunu fakat Karşıyakamızın bu müsabakada mağlub bile olsa takdir edilmesi gerektiğini yazıyordu. Takımımızın tek golü, ilk milli futbolcularımızdan Nevzat(Alpagut) bey’den geliyordu

İkinci maçında Altay ile karşılaşan güçlü Bulgar temsilcisi Altay’la da 0-0 berabere kalmıştı.

Üçüncü ve son maçta 20 Eylül 1925 tarihinde Punta(Alsancak) stadında Karşıyaka / Altay karmasının karşısına çıkan Bulgar şampiyonu Levski takımı ile iki maç yaptık, ilk maçı 4-1 Levski takımı galip gelmiş olsa da ikinci maçta  bu kez mağlup olmaktan kurtulamadı ve Karşıyakalı futbolculardan ağırlıklı İzmir Karması maçı 1-0 galip bitirdi.
Binlerce İzmirlinin izlediği maçta İzmir karması şu kadro ile yer aldı:
“Fehmi-Burhan-İsmail(KSK)-Vahyi(KSK)-Saim(KSK)-Danyal-Hamid(KSK)-Nevzat(KSK)-Halil(KSK)-Vahab-Nadir”.


Maçın tek golü, Karşıyakamızın milli futbolcusu Nevzat bey’den geliyordu.

Kıbrıslı Kamil Paşa Hazretleri İzmir Valisi - Oğlu Said - Şair Eşref ve Bir Hikaye

Kamil Kulları yazılı Abdülhamid'e gönderilen fotoğraf. Kıbrıslı Kamil Paşa (Abdülhamid Koleksiyonu)



Bir gazete tefrikasında tevafuk ve tefekkür ettiğimiz, hayatı ile ilgili bilgiler bulunan Kamil Paşa ve  Şair Eşref ile ilgili hikaye, yüzlerimizi biraz da olsa tebessüm ettireceğini düşünüyorum naçizane...
Malum-u âliniz büyük heccav ve Şair Kırkağaçlı Eşref, Ruhi Bey Baba'dan nasipli ve ülkenin karanlık zamanlarındaki aydınlık yüzlerindendir. Kıbrıslı Kamil Paşa hazretleri ise o dönemlerde sadrazamlık dahi yapmış son olarak İzmir Valiliği yapmakta iken, Eşref'le münasebetleri samimi ve pek iyiydi. Tabi istibdat döneminde Abdülhamit-i Sani, baskısını tüm Osmanlı vilayetlerine olanca hızıyla yaymakta iken, istibdat ve ayrımcılığa muhalif olanlar  ya sürülüyordu, yahut da öldürülüyorlardı.


Bu Fotoğraf Sinan Çuluk'un blogundan alınmıştır.



İzmir’in merkez olduğu vilayete 19.Yüzyılda Aydın Vilayeti adı verilmektedir. Daha önce iki defa sadrazam olan Kıbrıslı Mehmed Kamil Paşa, Kasım 1895-Ocak 1907 arasında bir anlamda sürgün olarak Aydın valiliği görevini yürütmüştür. Şair Eşref ile Kamil Paşa ile oldukça hoş diyalogları fıkra halinde anlatılagelmektedir. Kamil Paşa’nın görev süresinde Efes kazıları sürmekteydi. Fotoğraf bu kazı sırasında Oğlu Said ve Şair Eşref'in de içinde olduğu ekip olarak çekilmiştir.





Hikayemiz şöyle;


"Tevfik Nevzad, Kokaryalıda bir yalıya inşaya başlamış.Tertibine göre parası yetişmemiş,gayet hasis tabiatlı olan Şair Eşreften 300 altın ödünç almış. Yalıyı bitirmiş. Eşref parasını istiyor, Nevzad savsaklıyor. Eşrefe borcunu ödemiyor.Eşref kızıyor, diyor ki:


— Ulen Nevzad yalıyı bitirdin. Bâri bir ziyafet ver de yalıyı yağlıyalım.


Deyince Nevzad ziyafeti hazırlatıyor. Lakin tüm çalgıcılar tamam iken yalnız def bulunamıyor.
İçlerinden birisi diyor ki: Komşumuz Haronaçi’nin evinde ud, keman, kanun, daire vardır. Müsaade ederseniz gidip isteyeyim. Eşref:


---Pek âlâ ne duruyorsunuz komşumuz değil mi? Gidip isteyiniz.
— Evet komşumuzdur.
— Öyle ise çabuk getiriniz,vakt-i kerahat geçiyor. Siz def alıp gelinceye kadar kerahat vakti de def olup gidecek.
Bunun üzerine koşuşurlar,

Haronaçiye:
— Def var mı sende
— Var, Şamdan gelme var. Halepten gelme var, Çeşitlisi var.Sedeflisi var, süslüsü var, hangisini isterseniz vereyim. Yalnız bir şartla: ilk fasılda bulunayım.
Eşref:
— Teşrif etsin gelsin, diyor.

Kerli, ferli, sakallı; şehrin valisi Kâmil Paşaya yüzü çok benzer bir Musevi vatandaş çıkıp geliyor.
Uşşak faslı başlıyor…..

“Meyhane mi bu, bezmi tarabhane-i cem mi?”

ve fasıl devam ediyor. Fasıl bittiği vakit de Haronaçi izin alıyor, çıkıyor, evine gidiyor.

Oradakiler:
— Nasıl, beybaba Haronaçiyi beğendiniz mi? Güzel çaldı mı?

diye soruyorlar. Eşref, hiç düşünmeden, aşağıdaki,şiiri söylüyor:

Geldi çöktü meclise vali gibi,
Barekallah çaldı emsali gibi,
Gerçi her telden çalar, amma fakat
DAİRE öz ceddinin malı gibi!

Malûm: Daire def mânasına geldiği gibi hükümet dairesi mânasına da geliyor…


Eşrefin, Vali Kâmil paşaya dokunan hicviyesini, hemen Valiye yetiştirirler. Ertesi günü Kâmil paşa, Eşrefi çağırtır, hicviyeyi eline vererek sorar:
— Bunu sen mi yazdın?
-- Evet, paşam, der, ben söyledim, başkası yazdı. Parasızım, Nevzad'da alacağım var. Paramı istedim vermedi. Eldeki avuçtakini ona verdim ev yaptı, def bulamadılar. Komşu Haronaçi’de varmış, getirttiler. İlk fasıla geldi, iştirak etti, kendisi çaldı, banada ilham geldi, bu şiiri söyledim.
— Pek âlâ. Ya valiyi ne karıştırıyorsun?

Hemen cevap verir;

Tırılım, öyle ki vali-i ali himmet
Cep delik, yok metelik, kise bakırdan hali
Kıyafetçe kalmadı bitpazarından farkım
Sayenizde olalı kaymakam istibdali(değişikliği)



Bunun üzerine Kâmil Paşa, Eşref’i inha ediyor, münhal olan Kula kaymakamlığına tayin olunuyor."

Agora Ören Yeri'nde Kamil Paşa'nın kabirleri




İzmir’in Şahadetnameli İlk Türk Avukatı: Bektaşi Babası Ruhi Bey Baba



İzmir’in Yeşilyurt semtinde, Mızraklı dede haziresinde kalan son iki kabirden birisi olan Ruhi Bey Baba’nın mezarı hakkında bilgi veren Doğu, gerekli restorasyon çalışmalarının başlatılacağını söyledi.


İLKSES GAZETESİ LİNK





İzmir’in kültür sanat tarihinde gizli kalmış, çoğu zaman belki önünden geçtiğimiz, gün içinde sıklıkla gördüğümüz fakat hikayelerinin ne olduğunu bilmediğimiz eserlerin bilinmeyen yönlerini tarih severlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Kent tarihi araştırmacısı Bedri Cumhur Doğu’nun uzun zamandır üzerinde çalıştığı ve İzmir Yeşilyurt’ta bulunan eski bir Bektaşi Tekkesi olan ‘Mızraklı Dede Tekkesi’ haziresinden bu güne kadar gelen ve tek kalan ‘Ruhi Bey Baba’ ya ait olan mezar taşı ‘1. Grup Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı’ olarak tescilletildi. Mezarın restorasyon ve korunma sürecini de başlatan Doğu, ilginç bir tarihi hikayeyi de bizlere anlattı.

Şair Eşref


ÜNLÜ ŞAİRLERİN UĞRAK İSMİ

Doğu açıklamalarına şu şekle devam etti: “Ruhi Bey Baba, bu sürgün sonrası İzmir’de kadılığı terk edip, avukatlık yapıp, diğer yandan da Yeşilyurt semtinde bulunan, bir ismi Mızraklı Dede Dergahı olan Balpınarı Bektaşi Tekkesi postnişinliği yapmaktadır. Karataş semtindeki konağında da, Bektaşi ayinleri düzenlediği, bu ayinlere şehrimizin münevver, aydın, kültür ve sanat adamlarının uğrak yeri olduğu bilinen, hoş sohbet kişiliği ile tanınan Ruhi Bey Baba’nın muhabbet meclislerinde Şair Eşref, Bıçakçızade İsmail Hakkı, Halit Ziya Uşaklıgil, Ermenekli Hasan Rüşdü, Abdülhalim Memduh, Tevfik Nevzad, Neyzen Tevfik, Hüseyin Rifat, Tokadi zade Şekib, İzmir Mevlevihanesi şeyhi Nureddin dede gibi entelektüel, aydın, kültür ve sanat adamları bulunmaktaydı.”

Ruhi Bey Baba’nın 73 yaşında iken, miladi 1901 yılında vefat ettiğini de söyleyen doğu, “Vasiyeti üzerine Mızraklı Dede Bektaşi tekkesi haziresinde toprağa verilmiştir. Vefatı üzerine Şair Eşref’in yazdığı manzume, Ruhi Bey Baba’nın mezar taşında ölümsüz bir hal alıyor ve İzmir kültür envanterinde çok önemli bir yer alması gerekiyordu” diyerek mezar taşında yer alan yazılardan bir örnek verdi:


“Baştaşında;

Hü dost, Bende-i Al-i aba yani bizim Ruhi Baba,
Eyledi mülk-i fenadanbezm-i ukbaya sefer.
Meyve-i bağ-ı zarafetti vücud-u ekmeli,
Alem-i irfan, serapa etse şayandır keder.
Anda hatm’olmuş tevekkül, anda bitmişti ğına,
Desti izzetten kuşanmıştı miyanında kemer.
Merd-i meydan-ı tarikattı, muhibb-i Ehli beyt,
Sohbeti ehl-i dile olmuş idi şehd-ü şeker.
Böyle zatı binde bir görmez tarik-i nazenin,
Gökte bir milyon sene devr eylese şems-ü kamer.”



BİRİNCİ SINIF DAVA VEKİLİYDİ”

İzmir’de genellikle hazine davalarına bakan Ruhi Bey Baba’nın birinci sınıf dava vekillerinden olduğunu ve İzmir’in şahadetnameli ilk Türk avukatlarından biri olduğunu da vurgulayan Doğu, “Müridleri arasında, kendisi gibi avukatlık yapan ve İzmir’in ilk gazetesi ‘Hizmet’ i çıkartan fikir adamı Tevfik Nevzad, meşhur heccav Kırkağaçlı Şair Eşref, İzmirli gazeteci ve yazar Bıçakçızade İsmail Hakkı, zekasından dolayı Cin Ahmed şöhretini kazanmış olan İstanbullu Ahmed Bey dervişleri arasında bulunuyordu. İzmir’in kozmopolit, rindane ve kalenderane yapısını tam anlamıyla yaşatan ve gayrimüslimlere de bu dostluğu ve muhabbeti taşıyan Ruhi Bey Baba, Avukat Artin Harunyan, Yorgancı Vartan, Yahudilerden Avram Efendi gibi gayrimüslimlere de çoğu zaman meclisinde yer vermiş, muhabbetlerde bulunmuştur” dedi.




GEREKLİ ÇALIŞMALAR BAŞLATILDI

Doğu bu tarihi ve kültürel varlığın korunmasına ilişkin gerekli çalışmaların başlatıldığının altını çizerek; “Yeşilyurt semtinde, Mızraklı dede haziresinde kalan son iki kabirden birisi Ruhi Bey Baba’nındır. Manzumesi Şair Eşref tarafından yazılmıştır. Türbesinin tamirat gördüğü ve kötü durumda olduğunu, hazirenin bulunduğu mescidin büyütüleceği haberini aldığımız, mezar taşının İzmir için çok kıymetli olduğunu düşündüğümüz bu önemli şahsiyete ait türbenin restorasyonu ve korunması için öncelikle İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan 27.06.2019 tarih ve 9366 sayılı kararı ile 1. grup korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillettirdik. Tüm bunların ardından gerekli restorasyon çalışmaları başlatılacaktır” diyerek güzel haberi verdi.

1922 Büyük İzmir Yangınında yanan alanı gösteren harita - 1924 tarihli





Port de Smyrne, 1909-1913. Dressee par Z. Khanzadian. d'apres les travaux des commandants Richard Coppeland (1834) Spratt (1859) de l'Amiraute Anglaise, de Ch. Ploix (1866) Ingr. Hydrographe de la Marine Francaise. Helio Paul et Vigier, Paris. (to accompany) Atlas de geographie economique de Turquie : par Z. Khanzadian. Editeur L. de Bertalot. 1924.